Okurken midemin bulandığı tek kitap. Takıntı, dürtüler, istekler... Bir noktadan sonra aşk anlatısı gibi değil, erkek bakışının kadını nasıl nesneleştirdiğini okumaya dönüştü benim için. Kadının ‘hatıra’ gibi biriktirilmesi, sürekli takip edilmesi ve kontrol edilmesi romantik değil, rahatsız ediciydi. Açıkçası bu kadar yüceltilmesini de anlamıyorum.
Her insanın bir takıntısı vardır ya da en azından takıntılı olmaya
müsait genleri ve bunlar herhangi bir yerde kendini gösterme
dürtüsüyle hareket eder, bu dürtüyü kesip atmak mümkün değildir, kendini boşluğa yansıtma arzusu olan bu aptal dürtü olsa olsa başka yönlere kaydırılabilir. Her insanın, düşün insanının bile ve hatta özellikle düşün insanının beyninde
karanlıkta kalmış, kendi aklının aydınlatamadığı bir bölgesi
vardır - Napoleon'un aile takıntısı vardı, Dostoyevski'nin kumar, Balzac ise hem oyun yazarı hem de işadamı olmak konusunda takıntılıydı. Bilgi hiçbir işe yaramaz. Kişisel takıntıları konusunda yardımcı olunabilecek herhangi biriyle daha tanışmadım, kendim de dahil olmak üzere. "