Tanzimat’tan sonraki devirde Garp fikri memleketimize yalnız teknik ihtiyaçları doyurmak için girdi.“Mühendishane”nin açılması, Garp riyaziyesinin okunması, düşüncenin prensiplerinde hiçbir değişiklik yapmadı. Bunların bir takım yeni ilmî ve mantıkî neticeler getireceği hatırdan bile geçmiyordu. Bu yüzden, iki âlem birbirine nüfuz etmeksizin yan yana ve habersiz olarak yaşadı.Sanata ve fikre boş şekillerin gelmesi zihniyetimizde hiçbir sarsıntı yapmadı. Zahirde bir inkılap gibi görünen hareket, hakikatte bir hercümerçti: düşüncelerde tam bir muhasebe eksikliği, ruhlarda bir yamalı bohça suniliğiydi…
Sayfa 25 - I - KÜLTÜR VE MEDENİYET, Tanzimata Karşı, İş Bankası Kültür Yayınları
Ziya Paşa’nın Terci-i Bent’i, biçim olarak klâsik divân şiirinin imkânlarını kullanır: Bentli yapı, redif, Arapça-Farsça kelime hazinesi ve her bendin sonunda tekrarlanan “Sübhâne men tahayyere fî sun’ihî’l-ukûl / Sübhâne men bi kudretihî ya’cizü’l-fuhûl” tesbihi, metni geleneğin içinden konuşturur.Ancak şiirin bütününe bakıldığında, bu geleneksel kalıbın içine yerleştirilen dünya tasavvurunun radikal biçimde modern, hattâ yer yer seküler bir bunalım dili taşıdığı görülür. Bu bentte kullanılan klâsik mazmunlar -fânilik, zamanın akışı, dünyanın geçiciliği- görünüşte divân şiirinin alışıldık söz varlığına bağlıdır; ancak bu mazmunların taşıdığı anlam radikal biçimde dönüşmüştür.Artık dünya, ilâhî düzenin bir tecellisi değil; aldatıcı, boş ve anlamdan yoksun bir yüzeydir. İnsan ise bu yüzey üzerinde amaçsızca dolaşan, kaderini anlamlandırma gücünü kaybetmiş bir yolcuya dönüşür. Ziya Paşa, insana, doğaya, tarihe ve kâinata dâir neredeyse bütün klâsik kabulleri sorgular; kâinatı hikmetin parlak sahnesi değil, şiddet, tesadüf, belirsizlik ve anlam krizinin hüküm sürdüğü bir yer olarak resmeder. Bu yönüyle Terci-i Bent, Tanzimat sonrası Osmanlı zihin dünyasında modern bilimin, modern tarih bilincinin ve modern varoluş krizinin şairane bir kaydıdır...
-Reha Kansu, "Tanzimat Şiirinde Geleneksel Dünya Görüşünün Krizi.", besincidevre.org, 22 Kasım 2025-
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tanzimat Fermanı, 3 Kasım 1839'da yayınlandığı günden bu yana yaşadığımız en önemli tarihsel dönemeçlerden birisi olmuş, modernleşme çalışmalarımızın temeli ve çıkış noktasını oluşturmuştur. Karakteri itibariyle anayasal bir belge olarak Ferman, anayasal tarihimizin de başlangıcı olması nedeniyle anayasa hukukumuzda da belirgin bir yere sahip bulunmaktadır.
Muhtelif dinleri,kavimleri sinesine toplayan imparatorluk, bu muazzam yapıyı tutacak geniş prensiplerle idare olunmaktaydı. İmparatorluğun en büyük sadrazamları arasında çoğu Balkan reayasından, kölelikte yetiştirilme kimselerdi. Türkçe yanda bazen Rumca, Slavca, hatta Latince resmi dil olarak kullanılmaktaydı. Ortodoks kilisesi geniş dini, hatta idari imtiyazlara malik resmi bir müessese olarak tanınmıştır. Devlet-imparatorluk fikri her şeyin üstündeydi. Şunu da hatırlatalım ki Şeyhülislamlar ve umumiyetle din adamları ancak İttihat devrinde üstün bir nüfusa sahip olmuşlardı.