Üslup öğretisi, önce onun sayesinde her ruh halinin okura ve dinleyiciye aktarabildiği anlatımı bulma öğretisi olabilir; sonra iletilmesi ve aktarılması da en çok istenen, bir insanın en arzulanır ruh hali için bir anlatım bulma öğretisidir.
Üslûp ruhun, kalbin, zihnin öyle aynası ki, üslûbunu sevmediği insanı da sevemiyor insan. Üslûp her şeyi sızdırıyor. Bilgeliği, iyiliği, riyâyı, sahteliği, kibri, kötülüğü, art niyeti, sevgiyi her şeyi. İnsan birini sevmeye üslûbundan başlıyor...
Kendine has bir ağırlığı vardı. Her zaman ciddi bir yüz ifadesiyle konuştuğu için nükte mi yapıyor, yoksa önemli bir konudan mı bahsediyor, insan anlayamaz, bocalardı.
Sultan Mahmut Üsküdar sırtlarında dolaşmaya çıkmıştır. Kalabalığın arasında bir çocuğu çağırır, kesesinden çıkardığı bir altını uzatır. Çocuk almak istemez. Padişah sebebini sorar. Çocuk der ki:
- Ailem bu altını nereden bulduğumu sorarlar, hırsızlık yaptım zannederek döverler beni.
Şaşırır Padişah:
- Evladım, benim verdiğimi söylersin sen de.
- O hiç olmaz sultanım. Padişah verdi mi bir tek altın vermeyeceğini onlar da bilirler...
Dedik ya üslup önemli, istemeyi bilmek zor iş.
Çocuk mu? Kesenin tamamını almış tabii ki...