10/10
·138 syf.··
Beğendi
·
2026 127. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 00:00
"KIRILAN SESSİZLİK" ​"Düşmanlarımız ne kadar sert vururlarsa vursunlar asla bizleri yıkamazlar, yenebilirler ama yıkılmayız, umudumuz, hayallerimiz ve inançlarımız hâlâ var olurlar fakat en yakınlarımızın en ufak darbesi umudumuzu, hayallerimizi ve inancımızı yerle yeksan edebilir." Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünen bir aile… İçeride ise yıllardır sustukça büyüyen sırlar, konuşulmayan gerçekler, suskunluklar ve en sonunda dayanılmaz hale gelen sessizliğin çatırdaması… Sıradan bir aile hikâyesi gibi başlasa da yazar, bir ailenin içten içe nasıl çürüdüğünü, sessizliğin bir aileyi nasıl yabancılaştırdığını gözler önüne seriyor. Bizi gerilim dolu bir labirentin içine sürüklüyor. Halim, kendi halinde bir elektronik mühendisi. Hayatı seven, insanlara güvenen, sıradan bir hayatın peşinde. En yakın arkadaşı Ferdi ise onun “can kardeşi”. Birlikte büyümüş, birlikte hayaller kurmuş, birlikte büyümüş iki çocukluk arkadaşı. İş hayatına atılmalarıyla birlikte görüşme sıklıkları azalır. Ama dostlukları devam eder. Bir gün Emirgan Korusu’nda buluşurlar. Eski günleri yâd eder, kahkahalar atar, belki de “Ne çabuk büyüdük” derler. Ferdi yeni bir projeden bahseder. Kısa bir Mısır gezisinden sonra hayata geçireceği planları anlatır. Bu buluşma, Halim’in hayatının son “güvenli” günlerinden biridir. Çünkü Ferdi’nin yola çıktığı gün, Halim’in karşı komşuları aniden ölür. Ve Ferdi, bir daha geri dönmez. Ferdi’nin dönmeyişi, Halim’in dünyasında ilk sarsıntıyı yaratır. Komşularının ölümü ise ikinci büyük şoktur. Halim, iki olay arasında bağlantı olup olmadığını merak etmeye başlar. Araştırdıkça, öğrendikçe, gerçeğe yaklaştıkça… İnsanlara olan güveni birer birer dökülür. Dostluk dediğin neydi ki? İnsan dediğin neydi ki? Peki ya güvendiğin her şeyin yalan olduğunu öğrensen, geriye
Edebiyat
Kırılan SessizlikHakan Yüksek · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202628 okunma
4/10
·200 syf.·
2026 14. kitabı
Merhabalar, Bu sefer kitapla alakalı bir inceleme ve değerlendirme yapmaktan ziyade ilk defa Virginia Wolf okuyacaklara minik bilgilendirme ve uyarılarda bulunmak istedim. 1-Öncelikle, yazar bilinç akış tekniği ile yazıyor ve 210 sayfalık bu kitapta sadece 1 günde yaşananlardan bahsediyor. Süreç şöyle, en basit örnekle anlatıyorum, mesela yolda yürürken aklımıza bir şeyler geliyor ya, kendimizi düşünüyoruz, kafamızdan geçenler oluyor, yolda birisini görünce fikirlerimiz ona kayıyor, bilinç akışı bu. Aslında kafamızdan geçenlerin bir anlatısı. Günlük hayatımız süregelirken.. Yazar bu tekniği kullandığı ve insan kafasındaki fikirler sürekli değiştiği için, oluşturulan karakterlerin fikirleri sürekli bir devinim halinde ve anlatı bir karakterin bilincinden diğer karakterin bilincine hızlı bir şekilde geçebiliyor. 2-Dolayısıyla kitabı okurken sakin kafayla ve çok acele etmeden okumanızı tavsiye ediyorum. 3-Dili güzel, yer yer bir delinin kafasındaymış gibi hissettiğiniz ve bağlayamadığınız olaylar oluyor ama sakince okursanız farklı bir deneyim olacaktır diye düşünüyorum. 4-Son olarak karakter sayısı çok fazla. Bu karakterlerden, Clarissa Dalloway, Richard Dalloway, Peter Walsh, Sally Seuton, Hugh Whitbread, Miss Killman, Septimus Warren Smith, Lucrezia/Rezia Warren Smith ve William Bradshaw baskın olanlar. Bunlara dikkat ederseniz, okumanızda kopuşlar en aza indirgenmiş olur. İyi okumalar diliyorum. Sevgiyle kalın.
Mrs. DallowayVirginia Woolf · İletişim Yayınları · 20215,9bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
'Olumsuzlama aynı zamanda, itiraf etme biçimidir.'
8/10
·75 syf.··
Beğendi
·
2026 45. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 04:22
Bir insanın antika saray saatlerini tamir etmekte ustalaşmış olması yeterince ilgi çekiciyken, böyle bir oyunu da yazabilmesi... :) Şule Gürbüz okumalarının başladığı yer tam olarak burası olabilir. Hafif dozda barındırdığı mizah ve karakterlerin çocuksu duygu durumlarıyla neredeyse Mercier ile Camier kıvamında bir eser. Tiyatro yapıtlarında aradığım, olabildiğince beni o koltuğa oturtup, sahnenin ışıkları sönünceye dek oyuna dahil edebilmesi... Çok az yerde kopuşlar yaşansa da, başarılı bir eserdi. Çok derinden, yüzeysel anlatıma, acıdan sevince, kahkahadan gözyaşına anlık geçişler, felsefi metaforların sarsıcı etkisi... Hayranlıkla okudum. 'Yaşlı İhtiyar' Beckett'ın neredeyse bütün eserlerinde görebileceğimiz, yardıma ihtiyacı olan duygusal gel-gitler yaşayan ama en güçlü cümleleri, en sıradan olayların içine gizleyen, yaşlı bilge arketipine yakın bir karakter. Her konuda üstünlüğünü ilan etmiş ama bu üstünlükten hazzetmeyen, düş ve gerçeğin sınırlarını yitirmeye cesaret edebilmiş biri. Merkezde bulunuyor... Yaşlı ve genç kadın karakterlerinin, yaşam ve ölüm üzerine bizde bıraktıkları etki çok kıymetli... Hizmetçi: başlarda gerçekten Yaşlı adama refakat eden bir hemşire olduğu fikrine kapılabilirsiniz, çıkarımları ve akıllıca sözleri size 'evet sanırım bir çıkış noktası buldum dedirtse de' oyunun sonlarına doğru fikriniz değişebilir. Susan Sontag; "Yaşama gücümüzü delilik kaynaklarımızdan alırız." derken, anlamlı bir tespitte bulunmuştu. Uyum gösterebilme becerisi deliliğin bir biçimi değil de nedir? Belki bize hiç beklemediğimiz cümleleriyle şaşırtan insanlar onlara dayatılan zihinsel normların üstünlüğünü reddedenlerdir. 1950’lerde psikoz tanısı konulan vakalar modern zamanın gayet sağlıklı bireyleri kabul ediliyor. :)
Tiyatro
Ne Yaştadır, Ne Başta Akıl YokturŞule Gürbüz · Boyut Tiyatro · 1993242 okunma
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2022 12. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2022 09:48
Kürk Mantolu Madonna, içine kapanık ve sıradan bir memur olan Raif Efendi’nin geçmişine odaklanan bir aşk ve hatıra romanıdır. Hikâye, anlatıcının Raif Efendi’yi tanımasıyla başlar; dışarıdan silik ve sessiz görünen bu adamın aslında gençliğinde Berlin’de yaşadığı derin ve sarsıcı bir aşkı olduğu ortaya çıkar. Raif, burada Maria Puder adlı güçlü ve bağımsız bir kadınla tanışır ve aralarında yoğun ama karmaşık bir ilişki gelişir. Bu ilişki, Raif’in hayatında büyük bir dönüşüm yaratır; ancak zamanla yaşanan kopuşlar ve iletişimsizlik, bu aşkın kalıcı olmasını engeller. Yıllar sonra Raif Efendi’nin içine kapanmasının ve hayata karşı isteksizliğinin nedeni bu kayıp aşk olarak anlaşılır. Roman, yalnızlık, iç dünyaya kapanma ve ifade edilemeyen duygular üzerine yoğunlaşır. Sabahattin Ali bu eserinde insanın içsel kırılganlığını sade ama etkili bir dille anlatır.
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,6bin okunma
Taş gibi irade... Stoner
8/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 19:52
Stoner, başka bir diyara yapılan sessiz bir yolculukla başlıyor. William Stoner bir çiftçi ailenin oğlu. Hayatı boyunca toprağın içinde büyümüş, sessizliğin ve alışılmış düzenin içinde yaşamış biri. Bir gün babası ona üniversiteye gitmesi gerektiğini söylüyor. Bu aslında Stoner’ın kendi isteği değil. Babasının isteği. Çünkü babası onun ziraat mühendisi olup toprağın devamını sağlamasını istiyor. Ve Stoner, her zaman yaptığı gibi sorgulamadan bunu kabul ediyor. Böylece hayatındaki en büyük yolculuk başlıyor. Üniversiteye girdiği andan itibaren bambaşka bir dünyanın içine düşüyor. Daha önce hiç görmediği bir hayat, yabancı insanlar, farklı düşünceler… Orası onun alıştığı dünyaya benzemiyor. Ve burada Archer Sloane ile karşılaşıyor. Bazen insanın hayatını yıllar değil, tek bir an değiştirir. Stoner’ın hayatındaki kırılma da hocasının Shakespeare soneleri üzerine ona sorduğu soruyla başlıyor. O zaman ilk defa kendi varlığının farkına varıyor. Ziraat mühendisi olmak için geldiği yerde kendini edebiyatın içinde buluyor. Bu onun için yalnızca bölüm değiştirmek değil; bir uyanış. İlk kez kendi içine dönmeye başlıyor. Ne istiyordu? Kimdi? Hayatta neyin içinde var olmak istiyordu? Belki bunları açık açık hiç düşünmedi ama edebiyat onun içinde bir kıpırtı oluşturdu. Daha önce okumadığı kitapları okudu, tanımadığı yazarları tanıdı. Edebiyat onun içine işledi. Ve o anda anlıyoruz ki Stoner aslında doğduğu yere de hiçbir zaman tam anlamıyla ait değildi. Üniversiteye, kitaplara ve edebiyata ait hissediyordu kendini. Çünkü ilk kez orada kendine baktı, ilk kez orada kendi varlığını gördü. Stoner’ın babasının ölümüne yaklaşımı da çok etkileyici. Ölüm karşısında bile toprağa ve doğaya bakışı var. Sanki orada bir varoluş sorgulaması başlıyor. Çünkü evet, toprağın içinden geliyor ama
1000Kitap
StonerJohn Williams · Yapı Kredi Yayınları · 20201,299 okunma
kopuşlar acı veriyorsa bağlar hakiki demektir !
Puan vermedi·80 syf.··
2026 4. kitabı
Byung-Chul Han'ın "Palyatif Toplum" eseri, bana pandeminin farkında olmadan yarattığı insan devrimi yerine oluşan depresyon çağına geçişin iyi bir analizini sunuyor. Hedonist dürtülerle kaçtığımız, görmek istemediğimiz tüm gerçekleri büyük bir sadelikle gözler önüne seriyor. Anlamını yeni öğrendiğim, sözlükte "köklü bir çözümü olmayan, sadece durumu geçiştiren" anlamına gelen palyatif kelimesi, bugün içinde yaşadığımız toplumun tam özeti değil mi? Sürekli izleniyor olma hissi ve beğenilme arzusuyla farklılıklarımızı yitirip aynileşiyoruz. İmkanlarımızı zorlayarak başkaları gibi olmaya çalışıyor ama yetişemiyoruz; sonucunda hepimiz bir depresyonun ortasındayız. Mahremiyetimizi gözler önüne sermeyi bir ihtiyaç haline getirdik. Özgür olduğumuzu sanan bağımlılara dönüştük. Peki, ekranların ardında kurduğumuz bu sahte eğlence dünyasının dışında devam eden savaşlar, soykırımlar ve ölümler varken ne yapıyoruz? İşte tam bu noktada palyatif etki devreye giriyor. Sosyal medya günümüzün en güçlü ağrı kesicisi olarak işlev görüyor. Acının üzerini örtüyor, empati yapmaktan kaçınıyor ve dünyadaki gerçekliği görmezden geliyoruz. Çünkü bize dayatılan düzende olumsuzluğa yer yok. Ancak ötekinin acısını hissetmeyen insan, narsisizmi baş tacı ediyor. Han'ın da o vurucu cümlesiyle vurguladığı gibi: Acı yoksa barbarlık çıkar. Acıdan kaçan, düşünmeyi bırakan insan merhametini yitirir ve yavaş yavaş insanlığından uzaklaşır. Oysa acı kimliğimizi belirler, sahici bağlar kurdurur; acı varoluşun ve hayatın ta kendisidir. Acı çekmeyi unuttuk, hatta tahammülümüz bile kalmadı. Hızlı tüketimlerimizin arasına acıyı almak, sanırım farkında olmadan çöküşün başlangıcı oldu. Sürekli "iyi hissetme" zorunluluğunun getirdiği bu yapay pozitiflikten ve hissizleşmeden çıkışın yolu belki de çok temel bir
İnsan ve Duygular
Palyatif ToplumByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20244,365 okunma