Gönül ızdıraba yüz çevirince Gittim kırk deliye akıl danıştım Felek ilmeğini ters düz atınca Gittim kırk deliye akıl danıştım Çaldığım kapılar yoldan habersiz Kovdular eşikten beni sebebsiz Girilmez dediler divana dertsiz Gittim kırk deliye akıl danıştım Dünya denen mezar yüreğe darmış Bin günah bir tek tövbeye yârmış Gayyadan da derin kuyular varmış Gittim kırk deliye akıl danıştım
Şiir
VIII. Henry’nin Vatikan'dan kopuşu, dünya tarihinin gördüğü en büyük, en organize kamulaştırma ve mülk transferi operasyonlarından biridir. Aşk, evlilik ve veliaht krizleri, bu devasa ekonomik operasyonun sadece ideolojik vitrini ve kitlelere sunulan magazinel kılıfıydı. Arka plandaki mekanizma incelendiğinde, Henry ve başbakanı Thomas Cromwell’in tam bir "şirket evliliği feshi" mantığıyla hareket ettiği görülür. 1530'ların İngiltere’sinde Katolik Kilisesi ve manastırlar, ülkedeki işlenebilir toprakların yaklaşık üçte birine sahipti. Bu, kralın bile erişemediği, vergilendiremediği ve doğrudan Roma’ya (Vatikan’a) bağlı devasa bir ekonomik devletçikti. Bir mülke çökmek istiyorsanız, önce o mülkün sahibini ahlaken itibarsızlaştırmanız gerekir. Cromwell, 1535 yılında tüm manastırlara müfettişler göndererek devasa bir mali ve ahlaki denetim başlattı. Müfettişlerin hazırladığı raporlarda, manastırların "yozlaşma, batıl inanç ve ahlaksızlık yuvası" olduğu ilan edildi. İşte bu, kutsal mülk transferinin hukuki ve ahlaki kılıfı oldu. Manastırların kapatılmasıyla (Dissolution of the Monasteries) kiliseye ait altınlar, gümüşler, kutsal emanetler ve en önemlisi topraklar tahtın mülkiyetine geçti. Henry, Fransa ve İspanya gibi Katolik güçlerin olası bir işgaline karşı ülkeyi korumak zorundaydı. Kiliseden gelen bu devasa nakit ve mülk akışıyla, hazineyi ağzına kadar doldurdu. İngiliz tarihinin ilk büyük düzenli donanmasını (Royal Navy) kurdu ve kıyı kalelerini tahkim etti. İşin siyasi dehası ve sonraki tiranlıkları besleyen kısmı tam olarak burasıdır. Henry bu toprakları sadece kendi elinde tutmadı; çok ucuz fiyatlarla ya da hibe olarak taşradaki yerel zenginlere, tüccarlara ve saray bürokrasisine (yani aristokrat olmayan erken burjuvaziye, İngilizlerin deyimiyle Gentry sınıfına)
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
VASSİLY KANDİNSKY...
Wassily Kandinsky Resim san'atında çığır açan büyük ruhçu ressam; Rusya'da doğdu. Sovyetler "ruhçu" diye kovdular, Almanya'ya kaçtı. Naziler geldi, "ruhçu bu, ruhçu" diye eserlerini alay ederek tahrip ettiler, Fransa'ya kaçtı. Nihayet orada küçük bir "ruhtan anlayanlar" çevresi buldu. Büyük sanatkâra vatan olamayan rejimler, bir gün onun ayakları altında toprak olurlar. -Selim Gürselgil, "Wassily Kandinsky", x.com/gurselgil, 24 Mart 2026-
Sanat ve ressam
"Anne tarafım dindar insanlardı," dedi Dane kuru bir sesle. "Tecavüz sonucu hamile kalan kızlarını kabullenemediler. Annemi evden kovdular. Çocuğunu tek başına doğurdu... ve hayatının geri kalanını alkolün içinde boğularak geçirdi." Sesi kupkuruydu. "Benden nefret ederek." <Seni seviyorum, Dane. Tek hazinem, en değerli çocuğum.> "Belki de... beni gerçekten seviyordu." <Pis, pis! Seni pis piç! Senin gibi bir şeyi doğurmak istememiştim!> Yüzünde kendini küçümseyen bir gülümseme belirdi. "Peki sevgi tam olarak neydi? Gerçekten beni sevdi mi? Yoksa sadece öyle olduğuna mı inanmak istedi?"
Edebiyat
akşamları bazen bir şiir yazarım
hiçbir dostumuz yok bu dünyada. bir tek tanrı. bizimle kovdular onu! -- Mascha Kaleko
Edebiyat
Ben Yusuf’um Babacığım
Ben Yusuf’um babacığım! Kardeşlerim sevmiyorlar beni baba, aralarında istemiyorlar beni babacığım. Taşlar ve sözlerle yaralıyorlar beni. Bana övgüler düzmek için ölümümü istiyorlar benim. Suratıma kapattılar evinin kapısını. Tarladan onlar kovdular beni. Üzümlerimi onlar zehirlediler baba. Oyuncaklarımı onlar kırdılar baba. Meltem rüzgârı esip saçlarımı okşayınca kıskandılar, bana isyan ettiler, sana isyan ettiler. Onlara ne yaptım ki ben baba? Kelebekler kondu omuzlarıma, sümbüller eğildi bana, avuçlarımda kanat çırptı kuşlar. Ben ne yaptım ki baba? Niye ben? Sen ki Yusuf koydun ismimi. Onlarsa kuyuya attılar beni. Suçu da kurda yıktılar. Kurt bile kardeşlerimden daha merhametli baba! “Rüyamda onbir yıldız, güneş ve ayın bana secde ettiğini gördüm” dediğim an, kime ne zararım dokundu ki baba? Mahmud DERVİŞ, 1986