Ben Yusuf'um babacığım. Kardeşlerim sevmiyorlar beni baba, aralarında istemiyorlar beni babacığım. Düşmanca davranıyorlar bana. Taşlar ve sözlerle yaralıyorlar beni. Bana övgüler düzmek için ölümümü istiyorlar benim. Suratıma kapattılar evinin kapısını. Tarladan onlar kovdular beni. Üzümlerimi onlar zehirlediler baba. Oyuncaklarımı onlar kırdılar baba. Meltem rüzgârı esip saçlarımı okşayınca kıskandılar, bana isyan ettiler, sana isyan ettiler. Onlara ne yaptım ki ben baba. Kelebekler kondu omuzlarıma, sümbüller eğildi bana, avuçlarımda kanat çırptı kuşlar. Ben ne yaptım ki baba? Niçin ben? Sen ki Yusuf koydun ismimi. Onlarsa kuyuya attılar beni. Suçu da kurda yıktılar. Kurt bile kardeşlerimden daha merhametli baba! "Rüyamda on bir yıldız, güneş ve ayın bana secde ettiğini gördüm" dediğim an, kime ne zararım dokundu ki baba?
Sekreter,
– Çabuk git, neredeyse uçak gelecek... dedi.
– Yol parası?
– Yarın muhasebeden alırsın...
Doğru Babıâli’deki Balkan Köftecisine gidip karnımı doyurdum. Köftenin kalorisiyle zihnim iyice açılınca Meserret Kıraathanesine gidip orada oturduğum yerden, uçakla gelecek heyetle bir güzel röportaj yaptım; o kadar güzeldi ki, gazetedekiler çok beğendiler.
Ertesi günkü gazetelerde, bindikleri uçağın arıza yapması yüzünden heyetin İstanbul’a gelemediği haberi verildiyse de, bu benim röportajımın değerini azaltmaz ki...
Görmediğim insanlardan bildiri almamdaki başarı kıskanıldığı için beni gazeteden kovdular. Akşamları çıkan bir gazetenin patronu olayı duymuş, “Görmediği insanlardan bile demeç alabilen böyle parlak bir gazetecinin ziyan olması yazıktır, bizim gazetede çalışsın...” demiş.
Akif, yıkıldı Kudüs biz tivit attık gece kassam füze, haber ajansları fotoğraf canavar yaşıyor çarpmadıkça göğsümüz kahrolsun kelimesi bir el bombası patlamadı unutmuşuz pimi çekmeyi gazap kıvılcımlarından bize ödünç ver
Akif, kalbinin dili yoktu bizim kalbimiz yok organ mafyasının elinde nakil bekliyor israilli bir zenginin pilli kalbinin yerine kalbimizle yaşıyor çünkü israil kahrolmadı buzlu kalbimizle yaşıyor buğuzlu değil buzlu camlarında morgun çocuk elleri
Akif, söz bitti bizi evlerimizden kovdular kaplumbağa gibi kalın olmasa da derimiz yaşayın dediler yaşama sanatı adlı kitabı tutuşturup elimize hilalsiz bir gecede ateşböcekleri gibiydi gözlerimiz uzaktan yıldızlar gibi görünüyorduk
Akif, sessiz yaşama sanatını sen bilirsin kitaplarda yoktur sessiz katetmek mesafeleri
trampet çalarak yürüdük bir arpa boyu yolu kan değildi hamburgerli ellerimizden taşan "hayat güzeldir"le düşmanımızı sevdik patlamış mısıra karıştı gözlerimizin tuzu
Akif, toplu vurdukça yürekler onu top sindiremezdi
bizi futbol topu sindirdi tribünlerde yükseldi ateş
hakeme kızdığımız kadar kızmadık israile kırmızı kartımız çalınmıştı ellerimiz sapsarı sarı sendikalar kadar hazırdık greve
sarı yağmurluklarımız vardı insan seline karşı
Akif, yine yaz taceddin dergâhının duvarına korkma de, rüzgâra ihtiyacı var şehadetin bir bayrak gibi dalgalansın göğsümüzde can
bak zıpkın gibi gençler fışkırıyor topraktan Akif! Akif! Akif! diye dalga dalga kıyına
öpmek için ellerini sefere gitmeden önce