Düşlerimiz duygusal ve psikologların "hiper-çağrışımsal" dedikleri türden, çünkü beynimiz aminerjik kimyasallar tarafından değil kolinerjik kimyasallar tarafından etkinleştirilmekte. Böylece, bilişsel yeteneğimizin en temel yönlerini -belleğimizi hayatta kalmaya hizmet edecek biçimde düzenleme kapasitesini- güncelliyoruz. Duygusal anlam ya da önem genel bir belleksel kural. Duygusal beceri düzeyimizin hayatta kalma açısından büyük değeri var
ve bu beceri toplumsal açıdan var olabilme için gereken daha net bilgilerin de temelinde yatmakta. Diğer bir deyişle, her şeyden önce, ne zaman yaklaşımda bulunacağımızı, ne zaman birlikte olacağımızı, ne zaman korkacağımızı ve ne zaman kaçacağımızı bilmemiz gerekmekte.
"Bir masumu haksız yere suçlamaktansa, on suçluyu cezasız bırakmayı tercih eden sözde medenî hukuk ölçüsüne karşılık, bütün milleti ölüme sürükleyici tehlike ânında gerekirse 1 suçlu yanında 10 masuma kıyacak kadar sert kanun..."
"1970 ile 1980 yılları arasındaki o büyük kargaşa ikliminde söylenmiş bir sözdü bu: 12 Eylül darbesi, suçluyu cezalandırma iddiasıyla gelirken, ne yazık ki kurunun yanında yaşın da yanmasına sebep olmuş, masumların hayatını da acımasızca yakmıştır."
Bu çelişkili veya sert durum, İslam hukukunda (Fıkıh) çok net ve üzerinde ittifak edilmiş kurallarla cevaplanmıştır.
Doğrudan söylemek gerekirse: Metinde savunulan "1 suçlu için 10 masumun feda edilmesi" anlayışı İslam hukuk felsefesine (makâsidü'ş-şerîa) kesinlikle uygun değildir. İslam dini, olağanüstü durumlarda veya devletin bekası gerekçesiyle bile olsa masum insanların kasten feda edilmesini kabul etmez.
İslam hukukunun bu konudaki temel yaklaşımlarını şu başlıklarla özetleyebiliriz:
1. Masumiyet Karinesi ve "Şüphe" İlkesi
Metnin ilk kısmında "sözde medenî hukuk ölçüsü" diye küçümsenen kural, aslında İslam hukukunun en temel sütunlarından biridir. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bu konuda çok net bir hadisi vardır:
"Ceza vermektense affetmekte (hata etmek), hata ile ceza vermekten daha hayırlıdır. Şüphelerle cezaları düşürün." (Tirmizî, Hudûd, 2)
İslam hukukçuları bu hadisten yola çıkarak "Beraat-i zimmet asıldır" (Aksi ispatlanana kadar herkes masumdur) ilkesini geliştirmişlerdir. Yani İslam, 10 suçlunun cezasız kalmasını, 1 masumun haksız yere cezalandırılmasına her zaman tercih eder.
2. Suçun Şahsiliği İlkesi
Metindeki "1 suçlu yanında 10 masuma kıymak" ifadesi, İslam'ın en katı olduğu "Suçun Şahsiliği" ilkesini tamamen çiğner. Kur'an-ı Kerim'de defalarca şu ayet
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Dünyanın bizi içine çektiği kuyuya düşmemek için kural net olup tutunmamız gereken ip bellidir:
Asla kopmayan tek bağ, tek ip,
Allah'ın ipi olan Kur'an-ı Kerim'dir!
Sonuç olarak adı ne olursa olsun hepimizin ihtiyacı olan asıl şey haz kaynaklarını kontrol edebilecek, uygulanabilir bir yaşam tarzı geliştirmek. Bunun için hayatımıza sokmanız gereken ilk kural, zararlı olan dopamin kaynaklarından ya tamamen uzaklaşmak ya da onlara net bir zaman kullanım sınırı koymak olmalıdır.
Bütün dilekleriniz gerçekleşecek diye bir kural yoktur. Herkes bunu bilir. Şüpheci kişiler, bunu duaların işe yaramadığına dair bir kanıt olarak yorumlarlar. Ancak göz ardı ettikleri bir nokta vardır: Dileklerinizin karşılık bulması için bilimsel temeli net bir biçimde anlaşılarak etkin kullanılması gerekir. Ancak bundan sonra belirli bir isteğin neden etkin olmadığını anlayabilir ve onu daha etkin kılmak için pratik bir yöntem bulabiliriz.
Peki dileklerinizin istediğiniz gibi karşılık bulmadığını fark ederseniz? Ne olur o zaman? Böyle bir başarısızlığım temel nedenlerini anlamalısınız. Bu nedenler güven eksikliği ve çok fazla çabadır. Birçok kişi, bilinçaltının işleyişini tam olarak anlayamaz ve dileklerinin gerçekleşmesine mani olur. Zihninizin nasıl çalıştığını bildiğinizde, büyük ölçüde güven kazanırsınız.
“Bir kitap yazdığınızda, günbegün ağaçları tarar ve tanımlarsınız. Bitirdiğinizde ise geri çekilip ormana bakmanız gerekir. Her kitabın sembolizm, ironi ya da müzikal bir dille (bildiğiz gibi, düz yazı denmesinin bir nedeni var) dolu olması gerekmez, ama bana öyle geliyor ki her kitabın -en azından okunmaya değer her kitabın- bir şey hakkında olması gerekiyor. Yazarken veya ilk müsvedde bitince, göreviniz sizin kitabınızın ne ya da neler hakkında olduğuna karar vermektir. İkinci müsveddede -veya kaçıncıysa artık- ise göreviniz o bir şeyi daha da net hale getirmektir. Bunu yapmak bazı büyük değişiklikler ve revizyonlar gerektirebilir. Yararı ise, size ve okurunuza daha net bir odak ve daha bütünleşmiş bir öykü sunmasıdır. Bu kural pek değişmez.”