Okunasıca
Puan vermedi·479 syf.··
2026 22. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 06:30
Türk edebiyatının modernizmden postmodernizme geçiş sularında yankılanan en gür, en felsefi ve adeta şiirsel bir çığlığıdır. İletişim Yayınları’ndan çıkan bu eser, Hikmet Benol karakterinin şahsında, Doğu ile Batı arasında arafta kalmış Türk entelektüelinin içsel sürgününü ve varoluşsal parçalanışını muazzam bir dille sahneler. Atay; kelimeleri adeta birer nota gibi kullanarak bilinçakışı tekniğini musikiyle, ironiyi ise derin bir kederle harmanlar. Kitap, toplumsal normların yarattığı sahte gerçekliğe başkaldıran bir adamın gecekonduda kurduğu o hayal oyunlarıyla, hüzünlü bir oyun parkına dönüşür. Yazarın şiirsel dili, okurun zihninde derin yaralar açarken, kültürümüzün modernleşme sancılarını ironik bir ironi ve entelektüel bir yetkinlikle masaya yatırır. ​Ancak bu devasa edebi anıt, kendi ihtişamının gölgesinde bazı aşırılıkları da barındırır. Atay’ın o durmaksızın katmanlaşan, oyun içinde oyun barındıran labirentimsi kurgusu ve metinlerarası yoğunluğu, yer yer okuyucunun nefesini tüketebilir ve edebi bir yorgunluğa sebep olabilir. Hikmet’in monologlarındaki ritmik deha ne kadar büyüleyiciyse, anlatının doğrusal bir çizgiden tamamen koparak rüya ile gerçek arasında aşırı savrulması da metnin takibini zorlaştıran olumsuz bir unsurdur. Şiirselliğin dozu bazen öylesine artar ki, roman kendi hikaye etme sorumluluğunu unutup entelektüel bir iç döküş girdabına kapılır. Yine de bu kusurlar, *"Tehlikeli Oyunlar"*ın Türk kültür tarihindeki o eşsiz ve sarsıcı "tutunamayan" sesini kısamaz; aksine onu edebiyatımızın en cüretkar trajedisi haline getirir.
1000Kitap
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
Bir Öğretmen Cetveli Gibi Edebiyat
4/10
·142 syf.·
2026 14. kitabı
Bu inceleme spoiler içerir. İntibah, kelime itibariyle uyanış demek. Kitabın gerçek ismi ise "Son Pişmanlık" olarak belirlenmiş fakat sansür nedeniyle değiştirilmiş. Bu kitabın önsözünü okuyunca aslında Kemal Bey'in edebiyat ile ilgili düşüncelerini anlıyoruz. "Ahlakı" aşk düşüncesiyle harmanlayıp insanı sıkmadan bir fikir vermeye çalışıyor. Lakin bu durum kitapta o kadar ağır basıyor ki hiçbir karakterin psikolojik ve ruhsal derinliği yok desek yeridir. Tanzimat dönemi eserlerinin zaten mutlak iyiler ve kötüler tarafından işletildiğini ve yazarın anlatım yaparken taraf tuttuğunu biliyoruz. Bu kitapta da bu -kanımca- kusurlar oldukça mevcut. Haklı olarak "Bunda ne var o dönemin yazarları 'halkı eğitmek' istiyor." Diyebilirsiniz fakat önsözde bir bölüm benim gözüme çarpıyor: "İnsan vicdanındaki sırları, kalbin en gizli köşelerine ulaşmadıkça bulmak imkânsızdır. Kalbin sırları bilinmedikçe bir adamı söylenen sözlerle etkilemekse tamamıyla olmayacak bir şeydir. (...)" Kanımca bu kitapla "kalbin en gizli köşelerine ulaşmak" Kolay değildir. Özellikle yazarın taraf tuttuğu mutlak fikirli karakterler arasında imkansızdır. Tanpınar bu kitap hakkında yazdığında oldukça güzel bir yere değiniyor. Bu kitabı Kamelyalı Kadın kitabının Namık Bey'in Sünni ahlakı sebebiyle bir kurtizanı haklı çıkarmayan versiyonu olarak değerlendiriyor. Mehpeyker'in kişiliğinin Dilaşub'la ikiye bölündüğünü söylüyor. Mehpeyker rol yapınca yazarımız: "Duyguların tercümanı olan her türlü hareketi taklitte en yetenekli oyunculara bile hocalık etmeye muktedir Mehpeyker." Derken rol yapma sırası Dilaşub'a gelince: "Her neyse kız bu cesurca mücadeleyle benliğini yendi ve bu üzüntü veren duygusunu sezdirmemeyi başarabildi." Diyor. Dilaşub benliğini yenmiş arkadaşlar evet. Mehpeyker ise pandomimci gibi
Duygu ve Düşünce
İntibahNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,2bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi
Dorian Gray'in Portresi Oscar Wilde Kitabı okurken kendime şu can alıcı soruyu sormadan edemedim: Kusurlar cidden kötü müdür? Hayatta yaşadıkça, her köşe başında mutlak güzelliği ve kusursuz yakışıklılığı gördükçe, içsel bir yanılgıya düşüyoruz: Kusursuz olanın her zaman hayranlık uyandıracağını sanıyoruz. Oysa Dorian’ın hikayesi bana bunun tam tersini fısıldadı. Dorian, dışarıdan bakıldığında tek bir lekesi bile olmayan, adeta mermerden yontulmuş bir heykel gibi kusursuzdur; fakat bu kusursuzluk ona gerçek bir sevgi ya da kalıcı bir hayranlık getirmez, sadece buz gibi bir şehvet ve haset uyandırır. Lord Henry’nin romanda güzelliğe dair kurduğu şu tehlikeli cümle, aslında modern dünyanın da en büyük yalanıdır: "Güzellik, dehanın bir biçimidir; hatta dehadan da üstündür, çünkü açıklanmaya ihtiyacı yoktur." Ben bu satırları okurken, Wilde'ın aslında tam tersini anlatmak istediğini fark ettim. Güzellik açıklanmaya ihtiyaç duymaz belki ama tek başına derinleşmeye de izin vermez. İnsanlar Dorian’a hayran kalıyordu, evet, ama hayran kaldıkları şey bir insan değil, plastik bir "nesneydi". Kusursuzluk, Dorian’ı insan olmaktan çıkarıp bir vitrin mankenine dönüştürmüştü.İşte bu noktada kusurların gerçek değerini anladım: "Kusurlar, bizi insan yapan yegane şeydir." Yaşanmışlıklar, yüzümüzdeki çizgiler, gözlerimizin kenarındaki kırışıklıklar veya ruhumuzdaki yaralar, bizim bu hayatta gerçekten "var olduğumuzun", savaştığımızın, sevdiğimizin ve acı çektiğimizin kanıtıdır. Kusursuz olan bir şeyde yaşanmışlık yoktur. Dorian, portreye her baktığında kendi kusurlarından, yani insanlığından kaçıyordu. O kusurlarını tuvale hapsettikçe, etrafındaki insanlar ona hayran olmaya devam etti ama o hayranlık Dorian’ın içindeki devasa boşluğu hiç dolduramadı. Çünkü insan, kusursuz bir robota hayran olabilir ama
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899,2bin okunma
Puan vermedi·208 syf.·
2026 8. kitabı
Bir gün bir arkadaşım yaptığım çekime Baudelaire'in dünya ağrısına benziyor dedi What Baudelaire? Sorusuna cevap ararken tanışmış oldum Rimbaud tanımı ile "Şairlerin Tanrısı" Charles Baudelaire ile Bence Baudelaire okumaya başlarken önce biyografilerınden başlanmalı Çünkü şairi tanımadan bakış açısını ne anlatmak istediğini ve şiirlerini anlamak pek mümkün değil Fransız şairlerinin ve yazarlarının çok farklı bır havası var Baudelaire ile onu anladım "Gelecekteki karanlıkların o tanıdık imparatorluğu Kendilerine açık olan bu yolcuların önünde." Ve bu alıntı en çok sevdiğim vurucu kısımdı Okurken baudelaire "Kötülükten Güzellik Devşirmek" Başlığı ile ruhuma çok farklı bır pencere açtı Bu başlık çok katmanlı ve tartışılır ama Geleneksel şairler aşkı, doğayı ve iyiliği yazarken baudelaire çürümeyi, ölümü, günahı, Paris'in lağımlarını, dilencileri ve karanlığı yazmış Çirkin ve günahkâr olandan estetik bir güzellik yaratmayı amaçlamış Ve bunu yaparken de çok şeffaf filtresiz Tıpkı Bende onun gibi bazen çekimlerimde denemelerimde kusurlu olanı filtresiz sunmaya özen gösteririm çünkü ışık kusurlu yüzeylerden içeri girer bu yüzden bu bakış açısı bana ıyı hissettirdi Kitabı okurken Baudelaire'nin dünya ağrısına varoluşsal sıkıntısına ve yalnızlığına eşlik ettim Ve bu kusurlar, sancılar nasıl şiire dönüşür onu izledim okurken gerçekten zihninizin tam anlamıyla boş olması lazım ki Charles Baudelaire'in bıraktığı Örtünün altında kı o anlamı bulabilesiniz Onun Ruhuna eşlik ederek..
Kötülük ÇiçekleriCharles Baudelaire · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20243,504 okunma
10/10
·72 syf.·
Beğendi
·
2026 24. kitabı
Tersi ve Yüzü, Albert Camus’nün henüz 21-22 yaşlarındayken yazdığı beş denemeden oluşuyor. Aslında tür olarak yazdıklarına deneme dense de hikayeye daha yakın. Yazarların ilk kitaplarını okumak her zaman ilginç gelmiştir bana. Çünkü insan, henüz kim olduğunu tam bilmezken yazdığı satırlarda bazen bütün geleceğini ele verir. Ama bir yazarın daha ilk yapıtında kendi sesini bulması, kendi meselesini söylemesi ender rastlanan bir şeydir. Edebiyatta çoğu yazar yıllar içinde dönüşür, değişir, başka birine evrilir. Camus ise sanki daha ilk kitabında kendisini bulmuş gibidir. Zaten kitabı yazdıktan yirmi iki yıl sonra kaleme aldığı önsözde de sonraki yapıtlarının izlerinin burada bulunduğunu söylüyor. Bu yüzden Tersi ve Yüzü yalnızca bir gençlik kitabı değil, Camus düşüncesinin bir fragmanı gibi. Kitabı okurken beni en çok etkileyen şeylerden biri, genç bir yazarın hayata karşı duyduğu erken yorgunluk hissi oldu. Camus daha o yaşta tekrar eden hayat düşüncesinin insan ruhunu nasıl ezdiğini fark etmiş gibi: “yarın her şey değişecek” diye bekleyen insanın bir gün “yarın da böyle olacaktır” gerçeğiyle karşılaşması… İşte tam burada Camus’nün ileride geliştireceği absürd düşüncenin ilk izleri beliriyor sanki. Hayatın değişmeyeceğini fark etmek, zamanın tekdüzeliğini görmek, insanın omzuna ağır bir yük gibi çöker. “Dinlenmez olmak: insan yaşlandı mı korkunç olan budur” cümlesi de bu yüzden çok sarsıcıdır. Burada yaşlılık bedensel değil, ruhsaldır. İnsan artık kendisini avutamaz hale gelir. Kitabın bana göre en güçlü cümlesi ise: “Bunlara katlanamadığı için öldürür insan kendini ya da, gençse, tümceler kurar.” Bu cümlede Camus yazmayı bir sanat gösterisi gibi değil, hayata dayanma biçimi gibi anlatır. İnsan ya hayatın ağırlığı altında ezilir ya da onu dile
Tersi ve YüzüAlbert Camus · Can Yayınları · 20147,1bin okunma
6/10
·504 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
Kitap hakkında ki hislerim karmakarışık. Sevmedim, sevemedim, hatta yazardan ilk bu kitabı okumuş olsaydım devam etmezdim bile... Yorumum spoiler içerebilir şimdiden uyarayım. Bana hikaye çok zorlama geldi, ana karakter Süreyya'nın insanlara bağlanamaması, buna rağmen saçma sapan bir sürü kişilerle duygusal ya da değil ilişkiler yaşaması, hayatından çıkartmaya çalışması.. hepsi o kadar sinir bozucuydu ki. Okurken karakterden nefret ettiğim için belki de sevemedim kitabı. Bile isteye kendine hayatı zindan etmesi, yetmez gibi onu sevenlere de zarar vermesi, kendi yaşadıklarını başka birine yaşatma konusunda bir an bile tereddüt etmemesi. Bilmiyorum, sevmedim. Ayrıca kitap çok fazla gereksiz uzatılmıştı, gereksiz detaylar betimlemelerle sayfa sayısı olması gerekenden 100-150 sayfa daha çoktu bence. Bu da okurken insanı bunaltıyor. Bu tür kusurlar görmezden gelinebilir belki ama bana hitap etmedi roman. Ayrıca sonu da çok havada kalmış ve beklenen duyguyu verememiş bence. Benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu....
Unutma Beni ApartmanıNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20256,2bin okunma