our wings are burning
5/10
·144 syf.·
2026 25. kitabı
kuytu bir girdapta kaybolmuş benlik: ölümcül hastalık umutsuzluk umutsuzluğun benliğe etkisi, ben'in kendinden kaçmak ve kendi olma istenciyle ortaya çıkan bireysellikler konularında felsefi bir anlatıma sahip olan metin maalesef ki inanç merkezinde sınırlanıyor kierkegaard'a göre umutsuzluk kavramından kurtulmak tanrı ile bütünleşme gerektirir bu bütünleşme insana "inanç" adı altında bir dayanak sunar, sonsuz bir karadeliğe düşmesini engeller ve benliğin kendini bu karadelik duygusundan kurtarmasını da inanç istenciyle birlikte yorumlar fakat bu düşünce sistemi hristiyanlığı tahtta koyup diğer varoluş biçimlerini tek düzeliğe itmesinden dolayı benlik arayışı yönünde hayal kırıklığı yarattı ki bir felsefi metnin bir kişiye veya dogmaya tamamen bağlanması onun felsefi düşünce sistemine ve bir o kadar filozofun potansiyeline de zarar vermekte ve bu söylemim filozofun insan varlığı tanımını küçümsemek için değil her kapının tek bir noktaya çıkmasını reddettiğim içindir eleştirilerin altında felsefi metni tamamen küçümseyecek değilim umutsuzluk–benlik çözümlemeleri etkileyici olmakla birlikte çözümleri kısıtlayıcı ve kuşku vericidir bu yüzden varoluş felsefesinde gerekli bir yeri olmuştur tıpkı iki çelişkinin düşünce sistemini bulandırarak yönlendirici etkisi gibi... Soren Kierkegaard Ölümcül Hastalık Umutsuzluk
1000Kitap
Ölümcül Hastalık UmutsuzlukSoren Kierkegaard · Doğu Batı Yayınları · 20211,304 okunma
Evlerin İçindeki Gizli Gökyüzü...
9/10
·118 syf.··
2026 229. kitabı
Behçet Necatigil’in Serin Mavi kitabını okumak, benim için edebiyatın o yüksek perdeden konuşan, büyük ve gürültülü iddialarından sıyrılıp; evlerin içine, odaların o loş yalnızlığına, küçük insanların o kimselere duyuramadığı gizli iç çekişlerine sızmak gibiydi. Necatigil, o kelimeleri adeta ince bir tül gibi dokuyan, her dizede sessizliğin resmini çizen o eşsiz kalemiyle beni öyle dingin ama bir o kadar da derin bir girdabın içine çekti ki, sayfaları çevirirken metnin ritminde değil, kendi kalbimin o en kuytu odalarında yürüdüğümü hissettim. ​Bu kitap benim gözümde, sadece mektuplardan, yazılardan ya da şiirsel kırıntılardan oluşan bir derleme değil; modern dünyanın o yakıcı, aceleci ve hoyrat telaşına karşı çekilmiş gümüşi bir set, bir "serinlik" sığınağı. Necatigil; dar evlerin, geçim dertlerinin, saklı tutulmuş sevdaların ve o her gün yanından geçip gittiğimiz ama fark etmediğimiz mahcup hayatların şairi olarak, bu eserinde de o meşhur "orta halli" hüzünlerimizin haritasını çıkarıyor. "Serin mavi", insanın sığınmak istediği o dingin gökyüzü ya da kuytu bir deniz gibi; ama o maviliğin altında, hayatın tüm o gizli fırtınaları ve kırgınlıkları usulca akmaya devam ediyor. ​Yazarın o fısıltı tadındaki, süssüz ama her kelimesi bir kuyu kadar derin olan üslubu beni en duyarlı yerimden yakaladı. O, büyük laflar ederek okuru ezmiyor; aksine, bir mutfak tezgahının üzerindeki bardaktan, bir pencere önü bekleyişinden ya da sokaktan geçen bir işportacının sesinden koca bir varoluş trajedisi çıkarıyor. Necatigil’in dilinde hüzün, gürültülü bir feryat değil; akşamüstü eve dönen bir memurun omuzlarındaki o sessiz yorgunluk, kimselere söylenmemiş bir vedanın o ince sızısıdır. O, evlerin dış kapılarını kilitler ve bizi o mahrem, o korunaklı ve içli dünyanın baş köşesine
İnsan ve Duygular
Serin MaviBehçet Necatigil · Yapı Kredi Yayınları · 2017259 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kelimelerden Örülmüş Bir Lalezâr...
9/10
·224 syf.··
2026 226. kitabı
Nazan Bekiroğlu’nun Mavi Lale kitabını okumak, benim için sadece bir deneme kitabının sayfalarını çevirmek değil; Doğu’nun o gizemli, ipek kokulu odalarında, zamanın ve mekânın sınırlarını yitirdiği büyüleyici bir rüya âlemine dalmak gibiydi. Bekiroğlu, o kelimeleri adeta bir hat sanatçısı gibi zarafetle, bir nakkaş gibi sabırla işleyen kalemiyle beni öyle derin bir estetik girdabın içine çekti ki, her cümlede ruhumun bir parça daha hafiflediğini ve o eski, asil zamanlara doğru kanatlandığını hissettim. ​Bu kitap benim gözümde, modern dünyanın o hırçın, parça parça ve çiğ gerçekliğine karşı geçmişin kalbinden yükselen bir sığınak, bir zarafet manifestosu. Nazan Bekiroğlu; laleden güle, Yusuf ile Züleyha’dan Osmanlı’nın o naif estetiğine uzanan o geniş ruh coğrafyasında gezinirken, aslında modern insanın kaybettiği o "bütünlük" hissinin ve estetik algının haritasını çıkarıyor. Mavi lale, doğada bulunmayan ama insanın hayal gücüyle, aşkıyla ve arayışıyla var etmeye çalıştığı o ulaşılamaz idealin, o mutlak güzelliğin bir simgesi. Yazar bize, elde edilmesi imkânsız olanın peşinden gitmenin, insanı nasıl güzelleştirdiğini ve nasıl "insanlaştırdığını" anlatıyor. ​Yazarın o lirik, musiki tadındaki ve divan edebiyatının o büyüleyici mazmunlarıyla beslenen dili beni en derin yerimden yakaladı. O, alelade kelimelerle konuşmuyor; her bir kelimeyi bir kandil gibi yakıp önümüze koyuyor. Gelenekle moderni, hüzünle aşkı, Doğu ile Batı’yı öyle muazzam bir dengeyle bir araya getiriyor ki, okurken kendinizi hem bir saray avlusundaki lalezarın ortasında hem de kendi içinizin o en mahrem, en kuytu dehlizlerinde buluyorsunuz. Onun dilinde hüzün, bir yıkım değil; ruhu arındıran, ona asalet katan şifalı bir iksir. ​Mavi Lale’yi bitirdiğimde, içimde hem o kaybolan medeniyetimizin, o ince
İnsan ve Duygular
Mavi LaleNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 20201,712 okunma
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 12:48
Emil Cioran'ın "Çürümenin Kitabı" (Orijinal adıyla Précis de décomposition) zihinsel ve psikolojik olarak oldukça yoğun, sarsıcı ve acımasız gerçekleri yüzümüze vuran antinatalist bir kitaptır. Keskin bir nihilizm ve derin bir karamsarlık barındıran bu eserde Arthur Schopenhauer, Albert Camus, Friedrich Nietzsche gibi filozofların görüş ve bakışlarından yer yer fikirler ve atılgan cümleler göreceksiniz. Okunması inanılmaz derecede keskinlik, odaklanma ve düşüncesel metabolizma gerektiren bu eseri okumak halihazırda nöronlarınıza yapışmış kokuşmuş geleneksel ideolojilerin (dinler, siyasi söylemler, felsefi akımlar) yıkılmasına ağır bir ekseriyetle neden olacaktır. Cioran'a göre insanın en büyük trajedisi hayatta bir "anlam" olduğuna inanması ve bu uğurda bir köstebek misali sürekli ilerlemeye çalışmasıdır. Insanlar uğruna olecekleri putlar, dinler, ideolojiler yaratırlar. Fanatikligin anti maddesi olan şüphecilik ve eylemsizlik Cioran'ın en keskin silahıdır. Varoluşun bir hata olmasının, yaşamanın bir çürüme, sabah uyanıldığında ağızda acı bir tat bırakan doğmuş olmanın ve yaşamak zorunda olmanın ve insan olmanın ağır yeknesak cezasını çekmesinin bie trajedi olduğunu söyler Cioran. Schopenhauer' nasıl hiçligin o serin, vurdumduymaz sakın sessizligin içinde rahatlık ve huzur buluyorsa, Cioran da doğmanın, hiçliğin huzurundan koparılıp zamanın ve acının içine atıldığımızı düşünmektedir. Cioran bilinçli olmanın bir mucize değil tam tersine bir biyolojik yıkım olduğunu savunur. Düşünmenin zihinsel düzeyde bir sinapslar savaşı olduğunu, düşüncelerimizin bizi kuytu köşelerde yalnızlıkla bogusturan bir zincir olduğunu savunur. Zamanın insanı yavaş yavaş çürüten, asindiran, tuketen bir canavar; hakikatin tehlikeli bir yanılsama; eylemin, anlamsız bir varoluş sisinde
Çürümenin KitabıEmil Michel Cioran · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma
Puan vermedi·680 syf.··
2026 455. kitabı
Huzursuzluğun Kitabı, Portekiz edebiyatının efsanevi ismi Fernando Pessoa’nın, Bernardo Soares adlı yarı-heteronimi aracılığıyla kaleme aldığı, dünya edebiyatının en büyük varoluşsal başyapıtlarından biridir. Bir muhasebe yardımcısının gözünden Lizbon sokaklarında akan hayatı izlerken bir yandan da insanın iç dünyasındaki yalnızlığı, yabancılaşmayı, rüyaları ve var olmanın getirdiği o derin sızıyı anlatır. Belirli bir olay örgüsünden ziyade fragmanlar, düşünceler ve lirik itiraflardan oluşan bu eser; eylemsizliği, melankoliyi ve insan ruhunun en kuytu köşelerini benzersiz bir edebi dille felsefi bir boyuta taşıyan zamansız bir başucu kitabıdır.
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 201714,6bin okunma
Puan vermedi·84 syf.··
2026 410. kitabı
Yaşıyoruz Sessizce, Şükrü Erbaş’ın insan ruhunun en kuytu köşelerine, aşka, yalnızlığa, hüzne ve zamana dokunan derinlikli şiirlerini bir araya getirdiği çok özel bir eseridir. Türk şiirinin yaşayan en güçlü, en naif seslerinden biri olan Erbaş, bu kitabında da gündelik hayatın gürültüsü içinde kaybolan o sessiz, derinden akan duyguları muazzam bir dille görünür kılar. Kitap, adından da anlaşılacağı üzere, insanın dünyadaki o sessiz varoluşunu, acılarını içine atarak yaşayışını ve kelimelere sığınarak kurduğu dünyayı anlatır. Şükrü Erbaş, büyük bir bilgelik ve samimiyetle kaleme aldığı dizelerinde, toplumsal çürümeye, yabancılaşmaya ve modern dünyanın getirdiği yalnızlığa karşı şiiri bir direniş alanı olarak belirler. Onun dizelerinde aşk sadece romantik bir duygu değil; insanı insana bağlayan, dünyayı yaşanılır kılan en temel esrime ve şifa kaynağıdır. Acıyı es geçmeyen ama umudu da elden bırakmayan bu şiirler, okuyucunun kendi içine dönmesini ve unuttuğu incelikleri hatırlamasını sağlar. Yalın, ritmik ve imgelerle yüklü diliyle Yaşıyoruz Sessizce, aceleyle okunup geçilecek değil, her bir dizesi üzerinde durup soluklanılacak, hayata ve insana dair derin iç çekişler barındıran bir başucu kitabıdır. Şükrü Erbaş, bir kez daha kalbin o gizli odalarından seslenerek okurun ruhuna dokunmayı başarır.
Yaşıyoruz SessizceŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201616,1bin okunma