• Yoltaşı Hanı'ndaki üç kısımlı sessizlikle başlıyor kitap. Hana gelen bir tarihçinin hanın sahibi efsanevi Kvothe'nin hayatını kaleme almak istemesiyle de olaya giriş yapılıyor. Kvothe tarihçiye hayatını üç gün boyunca anlatacağını söylüyor ve başlıyor anlatmaya. İşte Rüzgarın Adı da birinci gün boyunca anlattıklarından oluşan kitap. Kvothe'nin hikayesi çok ilginç ve güzel başlıyor, okuyucuyu içine alan ve merakta tutan bir şekilde de devam ediyor. Bazı yerlerde çok heyecanlandım, bazı yerlerde çok üzüldüm. Ama kendimi hep Kvothe'ye yakın hissettim, onun yaşadıklarını sanki onunla birlikte ben de yaşadım. İlk başlarda Kvothe biraz kendini beğenmiş görünebilir ama çok geçmeden onun sadece gerçekte olanı söylediğini fark ettim ve bundan itibaren de Kvothe'yi çok sevdim. İyi bir ana karakter. Kitabın akıcılığına gelirsek ise Kvothe'nin Üniversite'ye başlayana kadarki ilk yarıyı kolaylıkla okumama rağmen Üniversite ile başlayan ikinci yarıyı zorlanarak okudum, yazar bazı kısımları gereksiz uzatmış gibi geldi. Ama yine de okuması zevkli bir fantastik edebiyat ürünü olduğunu söyleyebilirim. Üç kitaptan oluşacak seriye başlangıç kitabı olduğu için hikaye zeminini oturtmakla uğraşmış yazar, biraz oradan oraya savrulur gibi kısımları olduğunu da belirtmeliyim. Son olarak Yoltaşı Hanı'ndaki üç kısımlı sessizliğe dikkat edin, özellikle de sonuncusuna.
  • Fantastik altkültürün her noktasını tatmaya çalışan bir okuyucu olarak uzun bir zamandır listemde olan ''Rüzgarın Adı''nı bir türlü okuyamamıştım. En önemli sebebi ise son kitabının çıkmasını beklememdi. Üçüncü de çıksın hepsini okurum derken artık daha fazla beklemedim ve ilk kitabı elime aldım. Ne yalan söyleyeyim gözüm korktu önce. 700 küsür sayfa... Şahsen fantazyada yüksek edebi değerden daha çok kurgu ve hikaye arıyorum. Bu yüzden kelime sayısı artsın diye uzatıldığını düşünmüştüm eserin, okurken zorlanacağımı zannetmiştim ancak 250 bin kelimede bir tane gereksiz yer yoktu. Yazar kitabı için ''uzun ama kısa ve öz'' diyor. Kesinlikle çok doğru. Uzun ama boşa çevrilen sayfa yok. Tam anlamıyla ''yağ gibi akan'' bir kitap.

    Kitaba başlamamın en önemli sebebi ise takip ettiğim site ve kişilerin bu eserden ''yazılmış en iyi fantastik edebiyat kitabı'' olarak bahsetmeleri. Bir değil iki değil pek çok yerden duydum bunu. Fantazya gibi takipçisinin aslında gelenekçi ve aşırı korumacı davrandığı bir türde Tolkien gibi bir isim varken G.R.R. Martin zirve yapmışken bir yazarın ilk kitabı için herkesin böyle konuşması beni çok heyecanlandırdı. Kitap için bu kadar iddialı bir cümle kuracak yeterliliğe sahip birisi değilim ama Kvothe'nin hikayesi muhteşemdi! Ve bu 700 sayfa sadece olayların temeli, daha hiçbir şey tatmadık!

    Bu evrende beni etkileyen en önemli noktalar ise para, çaresizlik ve bir kahramanlık hikayesi olmaması.
    Kvothe'nin dayak yiyen bir çocuğu kurtarabileceği halde korkudan pusup sindiği bir öykü. Kvothe bir kahraman değil, bir insan.

    Parasızlığını onunla beraber yaşıyoruz. Bir crpg oynar gibi ınventoryimi kontrol ediyordum sanki sayfalarda. Kvothe'nin şu kadar parası kaldı, gömleği yırtıldı gömlek almalı, ayakkabı ihtiyacı var, şu tarihe kadar şu kadar para bulmalı yoksa başına şunlar gelecek, acıktı ne yiyecek, lavtasına repair yaralarına pot lazım... Sanki birisi bir oyunda Kvothe'yi oynuyor da biz onu izliyoruz gibi hep bu ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını düşünmek çok zevkli ve ince hesaplanmış bir şeydi.

    Kitabın içeriğinden bahsetmekten ziyade hissettiklerimi anlatmaya çalıştım çünkü kitabı okumaya niyetiniz var da buraya bakıyorsanız içerik hakkında hiçbir şey aramanıza gerek yok. Hemen edinip okuyun. Bu yüzden şunu da eklemeliyim kitap bittiği an bir duraksadım. Yukarıda dediğim gibi bu sadece başlangıç hiçbir şeyi öğrenemedik daha. Bu Bast nereden, nasıl geldi. Denna kim? Düşmanlarını yenmek için naısl bir yol izleyecek, şimdi ne yapacak? Bu efsanevi ününü nasıl edindi... Hiçbir şeyi anlatmıyor aslında kitap. Bugün kitabı bitirdim. Normalde internet üzerinden sipariş verir gelmesini beklerdim uygun fiyatlı olması için fakat yarın gidip satın alacağım. Kargo beklerken ben çoktan 1000 sayfayı aşan o kitabı bitirmiş olurum.

    Son eklemem ise kitabın kapağına. ABD dahil bence kitabın en iyi kapak tasarımı Türkiye'de. Diğer kapaklar berbat. Withcer kitaplarında da böyleydi. Kapakta Kvothe'nin ufka doğru bakan bize sırtı dönük resminden bile bizi başka bir yere götürdüğü belli olmuyor mu?
  • Fantasik Edebiyat Sevenler okumalı benzeri görülmemiş! Diğer yazarlardan etkilendiği bazı yerlerde beliriyor ama önemi yok. Diğer bir iyi nokta da kendinizi çok kolay baş karakter Kvothe'un yerine koyabiliyorsunuz.
  • Fantastik edebiyat seven biri olara daha önce Yerdeniz Büyücüsündeki Ged için "Fantastik dünyalarda en sevdiğim ikinci büyücü" demiştim. Sebebi, fantastik diyarlardaki en sevdiğim büyücünün Kvothe olmasıydı. Roman, aslında Kvothe'nin bir barmen olarak yaşadığı dönemde geçiyor. Büyücünün nasıl buraya geldiği ve aslolarak nasıl "kralkatili" ünvanını aldığı ise bilinmiyor. Hikayenin bize anlattığı şey işte bu. Henüz tamamlanmanış bir seri olduğu için incelemeyi daha ana hatlar üzerinde tutacağım. Kitabı ilk okudiğumda beni etkileyen şey yazarın karakter yaratmadaki başarısı oldu. Bütün karakterleri ayrı ayrı güzel.olsa da baş karakterimiz Kvothe, neredeyse canlı gibi. Büyücülük gibi fantastik bir uğraşı olsa da tepkileri, hayalleri, hataları ve şımarıklıklarıyla bu dünyadan bir karakter. Olayların geçtiği dünya çok detaylı olmasa da olayların kurgusu ve karakterdeki yansıması ince işçilik ürünü. Fantastik edebiyat dünyasına katılmış en büyük cevherlerden biri bu seri. Umarım yakında üçüncu kitabını okuma fırsatı bulurum.