İşte, koridorun sonunda; bir cam kapı. Arkasında Chris ve bir yanında erkek kardeşi, öte yanında annesi. Chris elini cama dayamış. Beni tanıyor ve el sallıyor. Ben de el sallıyorum ve kapıya yaklaşıyorum.
Her şey nasıl da sessiz. Bir film izlerken ses kesilivermiş gibi.
Chris annesine bakıyor ve gülümsüyor. Annesi de ona gülümsüyor, ama yalnızca acısını gizlediğini görüyorum. Bir şeyden dolayı çok acı çekiyor, ama bunu onlara belli etmek istemiyor.
Ve şimdi cam kapının ne olduğunu anlıyorum. Bu bir tabutun kapağı-benim tabutumun-.
Tabut değil, bir lahit. Muazzam bir tonozun altındayım, ölüyüm ve bana son görevlerini yerine getiriyorlar.
Gelip bunu yapmaları iyiliklerinden. Bunu yapmak zorunda değillerdi. Şükran duyuyorum.
Chris beni lahitin cam kapağını açmaya teşvik ediyor. Benimle konuşmak istediğini anlıyorum. Belki de benim ona, ölümün nasıl olduğunu anlatmamı istiyor. Bunu yapmak, ona anlatmak için büyük istek duyuyorum. Ne kadar iyi bir çocuk, gelip el sallıyor, ölümün çok kötü bir şey olmadığını, sadece insanın kendini yalnız hissettiğini söyleyeceğim ona.
Kapıyı itip açmak için uzanıyorum, ama kapının yanındaki karanlıkta duran bir insan karaltısı beni kapıya dokunmaktan vazgeçiriyor. Tek bir parmak yukarı kalkıp göremediğim dudaklara doğru gidiyor. Ölülerin konuşmasına izin verilmez.
Ama onlar benim konuşmamı istiyorlar. Bana hâlâ ihtiyaç duyuluyor. Bunu görmüyor mu? Bu işte bir yanlışlık olmalı. Bana ihtiyaçları olduğunu görmüyor mu? Karaltıya yalvarıp onlarla konuşmam gerektiğini bildiriyorum. Henüz bitmedi. Onlara söylemem gereken şeyler var. Ama karaltı, duyduğunu gösteren bir hareket bile yapmıyor.
"CHRIS!" diye bağırıyorum kapıya karşı. "SENİ BULACAĞIM!!" Karaltı tehdit edercesine bana doğru geliyor, ama Chris'in sesini duyuyorum, boğuk ve uzak,