Kapitalizm, insanı yaşatmak için elini cebine atmayı reddedip, onu öldürmek için şık paketli "hizmetler" sunmaya başladığı an maskesi tamamen düşmüştür.
Bugün İsviçre, tarafsızlık maskesinin ardında, dünyanın en kirli pazarını işletiyor: Ölüm Pazarı. Bu bir "hak" değil, bu bir "seçim" değil; bu, sistemin artık posasını çıkardığı, üretim çarkına dahil edemediği ve bakım yükünden kurtulmak istediği insanları nezaketle kapı dışarı etmesidir.
Önce sağlık sistemini özelleştirip insanları hastane masrafları altında eziyorsunuz.
Emeklilik sistemini çökertip yaşlıları yalnızlığa ve yoksulluğun soğuk kollarına terk ediyorsunuz. İnsanları beton yığınları arasında, bir başına, kimsesiz bırakıyorsunuz.
Sonra, yarattığınız bu cehennemden kaçmak isteyen insana dönüp, sanki büyük bir lütufmuş gibi "Bak, İsviçre’de 10 bin franga çok şık bir ölüm var, git ve kurtul" diyorsunuz. Bu bir özgürlük mücadelesi değil, bu modern bir imha operasyonudur!
Sektör o kadar arsızlaştı ki, artık "kim daha teknolojik öldürecek" yarışı başladı. Philip Nitschke gibi figürler, fütüristik kapsülleri (Sarco) birer teknoloji harikası gibi pazarlıyor. Ölümü bir "kullanıcı deneyimi" haline getirdiler. 3D yazıcıdan tabut basıp içine insanları yerleştiren bu zihniyet, bir insanın acısını dindirmeyi değil, o acı üzerinden pazar payı kapmayı hedefliyor.
Rekabet kızışıyor, örgütler birbirini "iş modeli" çalmakla suçluyor. Ölüm bile, borsada işlem görecek bir metaya dönüştürülmüş durumda.
İkiyüzlü Burjuva Adaleti
Şu çelişkiye bakın: 76 yaşındaki devrimci Andrea Stauffacher sokakta yaşamı, barışı ve sömürüsüz bir dünyayı savunduğunda karşısında devletin copunu, mahkemenin hapis kararını buluyor. Çünkü yaşamak ve yaşatmak için direnen her nefes, sistem için bir