''Ne oluyormuş?''diye sordum.Sesim titremeden konuşmayı başarabilmiştim.
''Her seferinde sinirden beynim uyuşmuş şekilde buluyorum kendimi.Şu anda olduğu gibi!''
''Allah Allah!Neyim ben?Emir erin mi?''diye diklendim.''Senin her buyruğunu koşulsuz şartsız dinleyeceğim fikrine de nereden kapıldın?''
Kısacık bir an duraksadı.Bakışları yüzümdeydi,kaşları çatıktı,çenesini kıracak kadar kasmıştı.Önce gözlerini yumdu,içinden sabır çektiği aşikardı.Fakat hemen peşinden kendini dizginlemeyi başaramamış olmalı ki görünmez bir zincir adeta kırıldı.Eli saçlarımın arasına daldı.Elleri sertti,dokunuşu hoyrattı ama garip bir şekilde tüm bunlar bana rahatsızlık vermekten çok uzaktı.''Çok konuşuyorsun!''diye hırladı.
Çenem onun tutuşu sayesinde hafifçe havalanmıştı.Ama bana boyun eğdiremezdi,bu imkansızdı.''Sustur o zaman,''diye yanıtladım.Ona karşı gelişim bu kez dudaklarının tehlikeli bir gülüşle kıvrılmasına sebep olmuştu.
''Ben sabırlı bir adam değilim,Hazel,''diye fısıldadı.Arabanın içindeki hava ansızın kurşun kadar ağırlaşmıştı.''Ama seninle ilgili...Gerçekten sabrediyorum.Eğer susturursam...''
''Senden korkmuyorum,''dedim.Her diklenişim onun için bir sabır testi gibiydi.Ama Tekin de anlayacaktı,beni hiçbir koşulda dizginleyemezdi.
''Susturma yöntemlerimin korkutucu olduğunu sanmıyorum,''dedi.Söylediklerinin anlamı kısacık bir an içinde kafama dank edince tüm yüzüm adeta kıpkırmızı kesildi.Tekinsizliği yetmemiş gibi bir de...Edepsizdi!Kaçar gibi kucağından karşı koltuğa attım kendimi.Dudaklarımı ısırırken Tekin de elleriyle yüzünü sıvazlayarak kendini sakinleştirmeyi denedi.
Ağzının içinde Lazca olduğuna artık emin olduğum bazı kelimeler mırıldandı.Anlamasam da sormadım,anın etkisinden henüz kurtulamamıştım.Kalbim göğsümün içinde dört dönerken az önceki yakınlığın kıskacı ile