Her gün yanımızdan geçip gidiyor dünyanın bereketi; her gün açıyor çiçekler, parlıyor ışık, gülüyor sevinç. Bazen minnettarlıkla doyasıya içiyoruz bu bereketi, bazen de bıkıp hırçınlaşıyor, adını bile anmak istemiyoruz, oysa etrafımızda her daim bir dolu güzellik var. Zaten sevincin en güzel tarafı, tesadüfi ve bedava olmasıdır; özgürdür sevinç ve Tanrı’nın armağanıdır herkese, ıhlamur çiçeğinin esip gelen kokusu gibi.
İlerlemek imkansızdı, meydan ve sokak karman çorman üst üste atılmış gövde ve ağaçların enkazıyla kapanmıştı ve çocukluğumun ilk günlerinden beri sadece koyu, kutsal gölgeleriyle, ulu ağaç tapınaklarıyla bildiğim bu yerde yaşanan yıkıma gökyüzü boş boş bakıyordu.
Sanki tüm gizli köklerimle birlikte beni de yerimden söküp almışlar, acımasız çiğlikteki günışığına tükürüp atmışlar gibi hissediyordum.