Filizlenen uluslar kendilerini güvene almak için devlet gücüne ihtiyaç duymaktaydı ve yeni açığa çıkan devlet de güçlü olabilmek için ulusal vatanseverliğe gerek duyuyordu. Sağ kalmak için birbirlerine ihtiyaçları vardı ve her ikisi de bekaları için canlarını feda etmeye hazır öznelere/fertlere gerek duymaktaydı Ulus-devlet çağı, kahramanlığın veya daha doğru bir tabirle kahraman/destansı vatanperverliğin çağı olmalıydı.
"Ben bir bireyim" cümlesi her şeyden önce, erdemlerimden ve kusurlarımdan sadece ben sorumluyum, ilkinden faydalanacak, ikincisinden de pişmanlık duyup düzeltecek ilk kişi benim demektir.
İnsan medeniyetlerinin farklılığını kutluyoruz, ama asıl şaşırticı olan ve bize sürekli olarak ortak insanlığımızı hatırlatan şey aralarındaki benzerliklerdir.
Tarih; uzun, karanlık, sessiz, suskun, ve kederli bir kabristandır. Çağlar çağların ardından hep boş, hep soğuk, ölümcül ve karanlık; nesiller nesillerin peşinden hep tekrar ve hep taklit; yaşamlar, düşünceler ve idealler hep geleneksel ve kalıtımsal; kültür, uygarlık, sanat ve iman hep ölüden kalma miras...