Ama, yakınmıyorum. Yaşamı bir yara gibi karşıladım, ve intiharın yarayı iyileştirmesini yasakladım. İsterim ki, sonsuzluğunun her ânında bu açık çatlağı görsün Yaratıcı. Ona verdiğim cezadır bu.
Yabancı değiliz şüphesiz
kadehlerin müjdelediği serinliğe,
bu akşam da içelim kendimiz için.
Böyle bitmesini istemezdik günün
bir beklediğimiz vardı aydınlıktan.
Gün sonudur yabancı kalmayalım
huylarını değiştiren eşyaya.
Gel, değmeden birbirine ellerimiz,
sen günlük işlerinden konuş,
ben sana masallar anlatayım
gelecek günlere dair,
Sonunda anlaşırız dostum,
gecemiz beraber geçecek nasıl olsa
hele gün silinedursun yüzünden!
Düşünmek, ne olduğunu giden günlerin,
Tasımızın damla damla dolduğunu ...
Ve benzimizin bir gün gelip solduğunu,
Döküldüğümüz okyanusları düşünmek.
Yılların verdiği susuzluğu ruhumuza,
Yatışmayan ihtirası düşünmek bir lahza.
Dar çemberinde yok olduğumuz anları,
Bir anda yarattığımız uzun zamanları
Yaşanılmamış beyaz saatleri düşünmek. ..
Ogion çocukken, tüm çocuklar gibi, insanın büyüyle, ister insan, ister hayvan, ister ağaç, ister bulut, istediği kılığa girmesinin ve böylece binbir çeşit varlığa katılmasının, çok eğlenceli olduğunu düşünürdü. Fakat büyücü olduğunda, bu oyunun bedelinin, oynarken gerçekten uzaklaşıp, benliğini kaybetme tehlikesi olduğunu öğrendi. Bir insan, kendine ait olmayan bir biçimde ne kadar uzun süre kalırsa, tehlike de o kadar büyük olurdu.