Örneğin “İnsan değildir, ancak beşer veya konuşan/düşünendir [İnsan, an- cak beşer ve konuşan/düşünendir]”. Ve “-dığında[lemmâ]” ifadesi, şartlıya dâhil edildiğinde bitişmeyi ifade etmekle beraber mukaddemin hakikatini ifade eder ve bundan dolayı da orada iki olumlu olur: Birincisi, “lüzum”; ikincisi, “mukaddemin istisnası”. Olumsuzlama harfini ona dâhil ettiği- mizde, sadece “lüzumun olumsuzlamasını” ifade eder. Bundan dolayı da lüzum mukaddemin hakikati olmaksızın sabit olduğu zaman beraberce her ikisinin yanlışlığı dolayısıyla onun olumsuzlanmasına veya olumlan- masına tekâbül etmez. Allah en iyi bilendir.
Sayfa 308 - TYEKB·Kitabı okudu
Arap şairlerinden Zü'r-rumme ise şöyle demiştir: 'Arûfun lemmâ hattat aleyhi'l-mekâdîru "Takdir-i ilâhî onun üzerine inince o çok dayanıklıdır; yani Allah'ın kaza ve kaderine karşı metanet gösterir."
Sayfa 352 - Gelenek Yayıncılık·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Öyleyse, Spinoza'nın üç tür bilgi sınıflandırmasını inceleyerek başlayalım. Spinoza'nın, Emendatione'den başlayarak bilgi türleri arasında bir sınıflandırma yaptığını biliyoruz. Emendatione'de dört tür bilgi sıralarken, Ethica'da ilk ikisini birinci tür bilgi içinde topluyordu ve bunlara duyusallık ile hayal gücü (imaginatio) temelinde ortaya çıkan upuygun olmayan bilgiler adını veriyordu. İkinci tür bilgi, "şeylerin özelliklerine dair ortak mefhumlara (notiones communes) ve upuygun idealara' (ideas adequatae) sahip olmamızdan" kaynaklanan ve de akıl yürütmemizin ve çıkarım yapmamızın (deductio) esasını oluşturan akıl (ratio) düzeyindeki bilgi türüdür. Bu bilgi türü aynı zamanda nedenlerin bilgisine ulaşılmasını da sağlar. Üçüncü tür bilgi ise, Spinoza'nın sezgisel bilgi (scientia intuitiva) dediği "akli sezgi yetisi" (intellectus) düzeyindeki bilgidir.' "Bu bilgi türü, Tanrı'nın bazı sıfatlarının biçimsel özüne ilişkin upuygun ideadan şeylerin özüne ilişkin upuygun bilgiye değin uzanır." Birinci tür bilgi, felsefi bilginin elde edileceği, hakikate giden bir "görme" malzemesini temin edecek bir bilgi türü değildir; duyusallığın ve hayal gücünün hakimiyetindeki gündelik, sıradan bilgidir. Ayrıca duygular düzeyinde kalan, duygularımıza etki eden ve bu yüzden Spinoza'nın "esaret" adını vereceği10 tabi olma düzeyinin, edilgin olma düzeyinin bilgisidir. Ethica'nın III. Bölümünde ele alınan durumdur bu ve de ancak ikinci ve üçüncü tür bilgi düzeyine erişmiş biri duygular dünyasının "teori"sini yaparak "esaret" teşhisi koyabilir; esaretten kurtulabilmek için de "aklın (ratio) duygular karşısında neler yapabileceğini, sonra da zihinsel özgürlüğün, başka deyişle kutluluğun (beatitudo) ne anlama geldiğini göstererek aklın kudretinden söz edeceğim" diyebilir. İkinci tür bilgi
Sayfa 158
Bir de Allah ailedeki çocuk isteğini ve ailenin çocuklarına olan tavırlarını beyan eder. Fe lemmâ eskalet deavâllâhe rabbehumâ: “Ne zaman (gebeliği) ağırlaşınca ikisi beraber (o eşler) rableri olan Allah’a dua ederler.” Lein âteytenâ sâlihan le nekûnenne mineş şâkirîn:263 “Bize iyi bir çocuk verirsen sana şükreden kullardan olacağız (deyip dua ederler).” Fe lemmâ âtâhumâ sâliha: “Allah onlara iyi bir çocuk verince ise.” Cealâ lehu şurakâe fîmâ âtâhumâ: “Kendilerine verdiği şeyde (çocuk konusunda) ona ortak koşmaya başlarlar.” Fe teâlâllâhu ammâ yuşrikûn:264 “Allah onların ortak koşmalarından e’âladır (münezzeh ve yücedir).” Allah bu ayetleri bize söylüyor ve hikâye olsun diye bize anlatmıyor. Allah bize bunları söylüyorsa o hâlde ders almamız, anlamamız gereken şeyler var demektir.
Sayfa 189 - Araf 189-190·Kitabı okuyor
Tarık Suresi İlk 4 Ayet
Ve-ssemâ-i ve-ttârik(i). Vemâ edrâke mâ-ttârik(u). Ennecmu-śśâkib(u). İn kullu nefsin lemmâ ‘aleyhâ hâfiz(un) Yemin ederim göğe ve Tãrık’a. Bilir misin Tãrık ne? O, karanlıkları delip geçen parlak bir yıldızdır. Hiçbir kimse yoktur ki, üzerinde bir gözetleyici, bir koruyucu bulunmasın.
Lemma II Bütün cisimler bazı şeylerde uygundurlar (convenir). Kanıtlama Gerçekten bütün cisimler (tenler) aynı ve tek sıfatın kavramını kapsamaları bakımından birbirleriyle ilgilidirler ; bundan sonra da bazen daha hızlı, bazen daha ağır hareket edebilmeleri bakımından ve mutlak olarak söylenirse hareket veya sükûna elverişli olmaları bakımından birbirlerine uygundurlar.