Yarım bıraktığım kitaba nasıl mı döndüm? Kardeşim her Allahın günü Gökçen, Gökçen diye diye kafamı yedikten sonra...
Seri hakkında o kadar çok şey bilerek başlıyorum ki.
1.kitabı gayet keyfim yerinde bitirdim diyebilirim, güzeldi, eğlenceliydi, duygu yüklüydü, sevgi kavramı çok değerli hissettiriyordu, Timur demişken, bok gibi aşk kokuyordu.
Kitap 528 safya, giriş ve 15 bölümden ibaret, bölümler 30-40 sayfa aralığında, akıcılığı benim için normaldi. Ben flasback'leri sevmeyi Loresimadan öğrendim, hele ki, Pamuk ve Kepçükün flashback'leri o kadar güldürüyor, içimi ısıtıyordu ki, ikisini de mıncırmak istiyordum. Flashback'leri sevmemin en büyük nedenleri Ali ve Yusufu tanımamız, komik sahneler olsa bile, hepsinde istemsiz şekilde duygulanıyordum.
Konu itibariyle askeri kurgu, askeri aksiyon sahneleri de izliyoruz, ancak çok da değil, en azından 1.kitapta böyle oldu. Okuduğum bazı sahnelerde Bülbül Kapanı serisinden ipucuları gördüm ve Timurun Ahusunu, Ahunun Timurunu özlediğimi anladım...
Kitapta sevemediğim ve yarım bırakmama da sebep olan mesele karakterin iç sesini dozundan çok-çok daha fazla okumamız. Hele ki bu karakter Gökçense. Çünki iç sesi asla durmuyor, bir yerden sonra şahsen beni baydı, sıktı. Hatta bazı yerlerde Gökçenin iç seslerini es geçtim. Bazı okurlar için bu sahneler kitaba renk katmış olabilir, çok daha eölenceli yapmış olabilir. Benim gibi okurlar içinse böyle sahneler bir yerden sonra abartı geliyor ve bir zaman sonra bayıyor. İç ses olayı benim okuma hızıma etki etti şahsen ve bu etki kötü anlamda.
Karakterlere gelirsek:
1. Gökçen- eğlenceli, kendi kendine kuran, yaramaz, çocuk ruhlu güzel bir kadın, Kepçüğün Pamuğu gibi. Sevmediğim tarafları çok oldu, sevdiğim tarafları da. O yüzden Gökçene karşı nötürüm. Diğer kitaplarda gelişimi güzel