Yaptığım inceleme birazcık spoiler içerir
Bir düş severin anılarından...
Beyaz Geceler, Dostoyevski’nin ruh halini ve hayalperestliğini dışa vuran kısa bir öykü kitabı. Kitapta Petersburg’ta dolaşıp ana karakterimizin hayallerine, nesnelere ve insanlara yüklediği anlamlara tanık oluyoruz.
Ana karakterimiz Petersburg sokaklarında dolaşan, yalnız, konuşacak kimsesi olmayan, sokaklarda dolaştıkça düşünceleri gelişen ve hayal kurmayı seven bir karakter. Karakterimiz yalnızlığını bir sorun olarak görmeyip, buna alışmış olan aynı zamanda gezdiği her sokağın kendisine ait olduğunu düşünüp, yüzlerce düşe kapılarını aralayan bir yapıda. 8 yıldır yaşadığı bu şehirde aslında hem yalnızdır hem de değildir. Çünkü bu şehirdeki herkesi tanımaktadır, kimse onu tanımasa da... Her binayı, her cismi ayrıntılı bir şekilde bilir, onlarla konuşur.
Karakterimizin bir akşam yine sokaklarda dolaşırken nehir kenarında parmaklıklara dayanıp ağlayan bir kızı görmesiyle serüven başlar. Aslında gördüğü anda bir şeylerin değişeceğini, olayların gelişeceğini anlamıştır. Öyle de olmuştur tabi.
Ağlayan kızın adı Nastenka’dır. Hikayenin sonunda bu isimden nefret etmeye başlamıştım doğrusu. Karakterimiz o gece Nastenka’ya eşlik edip, sorunun ne olduğu hakkında konuşup, bir şekilde ona yardım etmek istemiştir. Kalbi pır pırdır çünkü şu ana kadar konuştuğu pek kimse olmamıştır. Ertesi gün birbirlerini tanımak amacıyla buluşmak için sözleştiklerinde neredeyse heyecandan bayılacaktır. Nastenkanın tek bir şartı vardır; lütfen bana aşık olmayın.
“Ben düşlerle yaşayan birisiyim, gerçek yaşama ilişkin çok az şeyim var; öyle ki şu anda yaşadığım dakikaları, düşlerimde yineleyip duracağım. Sizi bütün gece, bütün hafta, bütün bir yıl boyunca düşleyeceğim. Ve yarın buraya, özellikle buraya, özellikle aynı