“acıları masala, pişmanlıkları şakaya, eziklikleri sabra, özlemleri sevgiye dönüştürmenin sırlarını bilir miydin gerçekten? ıssız ve karanlık yollarda tek başına söylenen bir türkü gibi yaşamanın, çiçekleri okşayarak baştan çıkarmanın, gerçekle hayal arasındaki keskin ve belirsiz çizgiyi aşabilmenin büyülü anahtarına sahip miydin?
çocukluğumun tren düdükleri, fayton çıngırakları, gece garları, mutlu kavuşmaları, çaresiz ayrılıkları dışında, gül fidanlarının dibine kuruluveren üç gözlü evcikler, içine saklanan bir küçük kürk parçası, ucuza dikilen dikişlere damladığında inciye dönüşen gözyaşları, elin değince havai fişekler gibi patlayan saksı çiçekleri dışında, doksan yıl dur durak bilmeden, başını koyup dinleneceğin bir limana varmadan sürmüş bu uzun yolculuğun getirdiği gitme, kaçma isteği dışında, içimdeki bu geç kalmış sevgi, bu kurşuni keder dışında, gerçekten yaşadın mı sen?”