Bahar

İlk kez tadıyordum ölümü ve ölümün tadı acıydı, çünkü doğmaktı ölüm, korkunç yenilikler karşısında duyulan dehşet ve ürküntüydü.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ama beni en çok perişan eden ve acıya boğan şey onun son anları oldu. Nedense katılaşmış diliyle uzun uzun bir şeyler rica etti ama ben söylediklerinden hiçbir şey anlayamadım. Kalbim acıdan ağırlaştı! Bir saat boyunca huzursuzluk çekti, hep bir şeyler istedi, soğumuş elleriyle birtakım işaretler yapmaya çalıştı ve sonra yine acıklı, hırıltılı ve boğuk bir sesle bir şeyler rica etmeye başladı. Ama sözleri anlamsız seslerden ibaretti ve yine hiçbir şey anlamadım. Ona ne bulduysam götürdüm, su verdim ama o hep hüzünle başını sallayıp reddediyordu. Sonunda ne istediğini anladım. Perdeyi çekip pancurları açmamı istiyordu. Herhalde son bir kez gün ışığını, Tanrı’nın ışığını, güneşi seyretmek istiyordu. Perdeyi açtım. Başlayan gün hüzünlü ve kederliydi, ölen adamın sönmekte olan hayatı gibi. Güneş yoktu. Bulutlar göğü dumandan bir perdeyle örtmüştü; yağmurlu, kapalı, kederli bir hava vardı. İnce bir yağmur süzülüyordu camlardan ve onları soğuk, kirli su akıntılarıyla siliyordu; donuk ve karanlıktı hava. Odaya solgun günün ışınları hafif hafif geliyordu. İkonanın önünde yanan lambanın titrek ışığından pek de fazla değildi. Ölen adam hüzünlü hüzünlü baktı bana ve başını salladı. Bir dakika sonra ölmüştü.
Doğduğumdaki halime meydan okudum; kendinize meydan okumak en büyük baş kaldırıdır. Kendimi yeniden yaratmak için o kadar çok zaman harcadım ve didindim ki. Sinirlerim, kaslarım, mizacım, bünyem. Memnun kalmadığım dev bir makinenin parçalarını değiştirmek gibiydi.
...Sessizliği arzuladığındaysa durmak bilmeyen kehanet başlar. O ses zaman geldikçe, senin kafanın içindeki gizli düğmesine basar. Yüreğin, uzun yağmurlarla taşan ırmaklara döner. Yeryüzündeki tüm o işaretler o selin altında kalmış, karanlık bir yerlere sürüklenmiştir. Yağmursa, o taşan ırmağın üzerine yağmaya devam eder. Böylesi sel manzaralarını televizyon haberlerinde her görüşünde aklına geliverir. ''Evet, aynen böyle, benim yüreğim de böyle işte.'' dersin.
Olaylar doğal akışına bırakıldığında gitmeleri yere giderler. Ne kadar çabalarsanız çabalayın, insanlar kırılmaları gereken zaman geldiğinde kırılacaklar. Hayat böyle. Belki size, kürsüden vaaz veriyor gibi görünebilirim ama sizin de böyle yaşamayı öğrenmenizin zamanı gelmiş demektir. Yaşamı, istediğiniz biçime sokmak için çok çaba sarf ediyorsunuz. Eğer bir akıl hastanesine düşmek istemiyorsanız, yüreğinizi biraz daha açmanız ve kendinizi olayların akışına bırakmanız gerekli.