Ey insanoğulları!
Ömrünüz bence bir hiç.
Kim ermiş bu dünyada
Özlenen mutluluğa?
Hayal mutluluk denilen;
O da sönüverince
Anlar gerçeği insan.
Talihsiz Oidipus!
Gördükten sonra senin
Yaman alınyazını
İnanmam artık
İnsanların mutluluğuna...
Yükseklere nişan almış,
İkbale ermiş,
Mutluluk nedir tatmıştı.
Yok etmişti, ey Zeus,
O sivri tırnaklı, Çetin bilmeceli,
Canavar bakireyi.
Dikilip karşısına
Bir kale gibi ölümün,
Korumuştu kentimizi.
Bugün acaba
Bahtı daha kara,
Acısı daha korkunç
Kim var bu dünyada?
Ah Oidipus, şanlı kral!
Demek o gelin odası,
"Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden.
İnanırdım saadetli yolculuklara.
Adalar var zannederdim güneşli, maavi, dertsiz.
Bütün hızımla koşardım dalgalara.
O zaman beni görseydiniz.
Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden.
Beni o zaman görseydiniz
Siz de gelirdiniz peşimden.
Ama şimdi şu akşam saatinde
Son liman kendim, bu döndüğüm,
Bilmiş, bulmuş, anlamış.
Hatırımda, bir vakitler güldüğüm.
Yoluna can serdiğim o kaçış.
Şimdi, şu akşam saatinde
Dönüyorum görmüş, geçirmiş, atlatmış,
Gözlerin doymayan sahilinde."
"Adlandırması zor bir güç beni tahrik ediyordu. Yolculuğumun sonunda ölüm ve felaketten başka bir şey olmadığı zaten apaçık ortadaydı. Ama kimsenin bilmediği bu tropikal tarlaların bir köşesinde ölüp gidecek olsam bile, son nefesimi vereceğim o ana kadar, kendi yalnızlığımı ve umutsuzluğumu keşfetmek belki de karanlık bir meraktı."