Sadece dışarı bakmak yerine içe bakarsanız, bir iç ve bir de dış amacın olduğunu
keşfedersiniz. Makro-kozmosun mikroskobik bir yansıması olduğunuzdan,
evrenin de sizinkinden ayrılamayan bir iç ve dış amacı olduğu açıktır. Evrenin
dış amacı, biçim yaratmak ve biçimlerin etkileşimleri sayesinde kendini
deneyimlemektir; oyun, dram, rüya, adına ne derseniz. İç amacı ise biçimi
olmayan özünü uyandırmaktır. Sonrasında iç ve dış amaçların birleşmesi gelir: O
özü - bilinci - biçim dünyasına getirerek dünyayı değiştirmek. Bu değişimin
nihai amacı, insan zihninin hayal edebileceği ya da kavrayabileceği her şeyin
ötesindedir. Yine de, bu dönemde bu gezegen üzerinde bu değişim
gerçekleşmektedir ve sorumluluğu da bizlere verilmiştir. Bizim aracılığımızla iç
ve dış amaç, yani dünya ve Tanrı birleşecektir.
Evrenin genişleyip büzülmesinin hayatımız üzerinde ne gibi bir etkisi olduğuna
bakmadan önce, evrenin doğası hakkında söylenen hiçbir şeyin mutlak gerçek
olarak kabul edilmemesi gerektiğini aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Ne
kavramlar ne de matematik formülleri sonsuzluğu açıklayabilir. Hiçbir düşünce,
bütünün enginliğini kapsayamaz. Gerçeklik birleşmiş bir bütündür ama düşünce
onu parçalara ayırır. Bu da temel yanlış algılara kapı açar; birbirinden ayrı
olaylar ve şeyler var, bunun nedeni şudur gibi. Her düşünce bir bakış açısı
anlamına gelir ve her bakış açısı - doğası gereği - sınırlama getirir. Yani sonuçta
mutlak bir gerçekliği olamaz. Sadece bütünün kendisi mutlak gerçeğe sahiptir
ve o da ne düşünülebilir ne de söze dökülebilir. Düşünce sınırlarının ötesinden
görülen ve bu yüzden insan zihni için kavranamaz olan şey şudur: Her şey
şimdide olur! Olmuş olan ve olacak olan her şey, zihinsel bir yapı olan zamanın
dışında, şimdidedir.