"Dünden kaçış yoktur, çünkü dün bizi çarpıtmıştır," diyordu Beckett: "Dünden ötürü sadece daha yorgun değilizdir; başkayızdır, dünün felaketinden önceki halimizden farklıyızdır."
aşkın tek işlevi, bizi bir haftalığına-ve sonsuza dek- yaralayan ölçüsüz ve acımasız Pazar öğleden sonralarına dayanmamıza yardım etmesidir. atadan kalma kasılmaların sürükleyiciliği olmasa. binlerce göz gerekirdi bize, saklı gözyaşlarımız için; ya da yenecek tırnaklar, kilometrelerce tırnak...artık akmayan bu zaman başka türlü nasıl öldürülür? bu bitmez tükenmez Pazarlar'da var olma acısı kendini tümüyle gösterir. bazen bir şey içinde kendimizi unutmayı başarırız; ama dünya içinde kendimizi nasıl unutabiliriz? bu olanaksızlık o acının tanımıdır. bu acının yakaladığı kimse hiçbir zaman iyileşmeyecektir, evren tamamen değişse bile. değişmesi gereken yüreğidir, oysa yürek değişmez; onun gözünde, var olmanın da tek bir anlamı vardır: acısına gömülmek- gündelik bir nirvanaya varma talimi onu geçersizliğin algısına yüceltene dek...
yol, geçmişin izlerine dönemeyecek kadar katılaştığında, yolculuk da bitiyor. pek çokları, bu telafi edilemez yenilginin ağırlığından kurtulmak için, kendilerine bir müze kurmaya girişir: çocukluk ve gençlik müzesi. bu kötü girişim, katı olanı daha da katılaştırır ve geçmişimizi kötü bir çeviriye dönüştürür. oysa ben, kelimelere bu hazzı yaşatmamaya kararlıydım; geçmişime giden yolların üzerine kalın bir şerit çektim. emlak alışverişlerinin, benzin fiyatlarının, oy sandıklarının, köprü geçiş ücretlerinin, orta yaş kadınların göstermelik nazlarının, kargodan kitap siparişlerinin, bankamatiklerin, çok satan kitapların ortasında, geçmişine uğramayan bir adam var ettim kendime. taşınmaz olanı taşıma gafletine düşmedim. tam tersine yenilgimin tadını çıkardım uzunca bir zaman. tıpkı çıktığım yolculuklar gibi, görüştüğüm insanların sayısını da seyrelttikçe seyrelttim. kendimle kendim arasında gidip gelen yeni bir yol açtım. günler, için uzadığını, niçin kıvrıldığını bilmediğim bir sarmaşık gibi dolanıp durdu boynuma. dünya, bensiz de dünyaydı; darılmadım.