Arkadaşlar Uzunnnn bir aradan sonra selam!
Kızıl Yükseliş kitabı bitirdi beni.. resmen yarım bıraktım kitabı. Gitmedi arkadaşlar olmadı okumaya bir türlü devam edemedim kitabı okumak için her elime aldığımda 10 dakika içerisinde sıkıntıdan patlayarak geri bıraktım. Bu döngü yaklaşık yedi sekiz kere oldu bu arada öyle hemen yargılayıp kitabı kenara fırlattım sanmayın. Ben öyle bir kitap ilk seferinde sarmadıysa hemen vazgeçenlerden değilim öyle olmamalı, kendinize zaman vererek bir kaç defa daha kendinizi zorlamalısınız ki sonradan vay anam ben neler kaçırmışım böyle, keşke daha önceden bir şans daha verseymişim diye pişman olmayın.
Yazarın dilini hiç sevemedim nedense, fazla rahatsız etti beni nedenini kendim de anlayamadım ama fazla küstah geldi karakter bana bundan da çok rahatsızlık duydum ve fazla odaklanamadım konusuna sanki gıcık olduğum birinin karşısına geçmişim de bir şeyler anlatmasını dinlemeye çalışıyormuşum gibi hissettim bir noktadan sonra da zaten artık dayanamadım... Kurgusuna da herkes Açlık Oyunlarına benziyor diyordu okuyabildiğim kısmına bakarak o insanlara maalesef bir tık katılıyorum ki bu da beni kitaptan soğutan ikinci bir neden oldu. Kitabın, hatta serisinin çok seveni vardır saygı duyarım fakat ben hiç ama hiç hoşlanmadım. Sanırım en az bir 2-3 yıl içerisinde tekrar okumaya çalışmam.
Keşke hiç bitmeseydi... Kanatlar ve Küller Sarayı'nı gerçekten ama gerçekten hiç bitmesin diyerek okudum, her çevirdiğim sayfada kitabın sonuna geliyorum diye üzüldüm..
Öncelikle söylemek istediğim bir iki şey var. Artık ilk iki kitapta yavaş yavaş gelen savaş en sonunda patlak veriyor savaşa yapılan hazırlıklar bulunmaya çalışılan müttefikler derken kendinizi de savaşa hazırlığa dahil ediyorsunuz resmen bu hissiyat bana çok güzel geçti fakat savaş sanki bir tık kısa kesilmişti. Yani bunca emeğe bunca hazırlığa biraz daha çetrefilli biraz daha uzatılmış bir savaş yazılabilirdi ama yine de kesinlikle çok güzeldi.
Yer yer yüreğim ağzımda okudum, kimi zaman gözlerim doldu kimi zaman karakterleri yanı başımda hissettim. Bu kitap serinin son kitabı değil fakat sanki kitapla birlikte Ryhs ve Feyre'ye veda ediyormuşuz gibi hissetim... Yazarın bu kitaptan sonra artık başka karakterlere geçeceğini düşünüyorum ki bu da beni hem biraz üzüyor hem de heyecanlandırıyor çünkü karakterler ilk kitaptan itibaren o kadar güzel işlendi ki hepsini ayrı ayrı çok seviyorum.
Kalbim bir hayli hüzünlü keşke Ryhs ve Feyre'nin maceraları sonsuza dek yazılsa da okusam diye ağlamamak için kendimle savaşıyorum.
Josè Saramago'nun kendine has tarzıyla yazdığı bir kısa öykü kitabı kendisi. Açıkçası çok da hızlı biten çerezlik bir kitap. Kitabı alırken gerçekten bir adadan bahsettiğini sanıyordum fakat öyle değilmiş. Bu öykü kitabı aslında okuyucunun anlaması ve üzerinde düşünmesi gereken bir mesaj içeriyor. Mesajı yazıp yazmamak arasında çok gittim geldim sonuçta okuyucunun kendisinin çıkarım yapmasına karar vererek bu alt mesajı buraya yazmamaya karar verdim. Bakalım sizin aldığınız mesaj ne olacak... Eğer isterseniz yorumlarda benimle paylaşabilirsiniz, iyi okumalar.
Ah ah, Zülfü Livaneli yapmıştı yine yapacağını ve yazmıştı Huzursuzluk'u.
Okurken içimde hissettiğim o hüzün, keder, çaresizlik, imkansızlıklar... Hepsi o kadar gerçekti ki incecik kitabı ara vere vere okumak zorunda kaldım. Mükemmel bir kitaptı eğer sizde kendinizi hazır hissediyorsanız, bu hikayeye kucak açın.
Sanırım Hayvan Çiftliği'ni öyle yada böyle duymayan kalmamıştır.
O zaman arkadaşlar kendinize bir iyilik yapın ve bugüne dek hala okuyamadıysanız, okuyun.