Sevdiklerine sarılıp küçük kızını kucağına
aldığında o minik bedeni, o yumuşak elleri avuçlarında hissettiğinde bir kez daha anladı ki insan İnsanın zehrini alır. Ama onu zehirleyenler de insandı; başka insanlardı,
soğuk, uzak, acımasız insanlar. O zaman belki de doğru olan şuydu: Seven insanlar birbirinin zehrini alır, birbirine şifa olur, birbirini kurtarır. Böylesi daha gerçek, daha insaniydi. Sartre’ın, "Başkaları cehennemdir,” sözüyle de çelişmiyordu bu; çünkü yaşamınız boyunca size değenlerin bazıları cehennemi yaşatır -ayazda
titretir, demir parmaklıkların ardından çürütür- bazılarıysa cenneti sunar; sıcacık bir kucakla sarar, masum bir gülüşle hayata döndürür.
Mesude gitti gideli içinde oluşan, gittikçe büyüyen, onu sadece nefes alıp yürüyen bir kabuk haline getiren boşluk duygusu dayanılmaz bir hâl almaya baslamıştı.
Yanardağlar taşları, ihtilaller de insanları fırlatır.
Aileler çok uzaklara gönderilir, kaderleri ülkelerinden ayrı
düşer, topluluklar dağılır. Bulutlardan düşüyor gibi olurlar;
şunlar Almanya'ya, bunlar lngiltere'ye, berikiler Amerika'ya ...
Gittikleri ülkenin insanlannı şaşırtırlar: Bu yabancılar nereden
geliyor böyle? Onları püskürten, şurada tütmekte olan
yanardağdır. Bu göktaşlarına, bu atılmış ve kaybolmuş insanlara,
bu talihin es geçtiklerine çeşitli adlar verilir; onlara göçmen,
mülteci, maceracı denir. Kalırlarsa sineye çekilirler, giderlerse
sevinilir. Kimi vakit, bunlar kesinlikle zararsız yaratıklardır
... Ne kin duyarlar ne de öfke, şaşkındırlar. Yapabildiklerine
kök salmaya çalışırlar. Kimseye zarar vermezler, başlarına
gelenlerden de hiçbir şey anlamazlar.
Victor Hugo
Deniz İşçileri