Nesli

Nesli
@lnismona
as Marie Curie said, be less curious about people and more curious about ideas 193∞
Eylül Inceleme/Spoiler içerebilir.
Puan vermedi·365 syf.·
2024 4. kitabı
Normalde bu kitap için inceleme yazmak istedim ama ekşi sözlükte, Ricardo darin lakaplı kullanıcı o kadar güzel ifade etmiş ki kitabın iç yüzünü, hoşuma gitti ve sadece anı olarak bunu sayfama eklemek istedim. "Bu kitapta aldatma psikolojisini okuyoruz. Bir günah işleniyor. Bu günahın da bir cezası olmalı. Yazar, cehennem olarak köşkte çıkan ateşe ilk olarak Suat'ı bırakıyor. Çünkü Suat, bu bağlılığa izin veriyor. Tam tersini yapsaydı, Necip'in aşkı karşılıksız bir tutku olarak kalacaktı. Bir müddet sonra da unutulacaktı. Aslında bu kitapta önemli olan kişi Suat. Onun aldığı kararlar neticesinde Eylül şekilleniyor. Bana göre bu roman bir vazgeçiş. Vazgeçişler çoğunlukla insanları özgürleştirir. Ölüm de bir özgürlük yoldur."
Duygu ve Düşünce
EylülMehmet Rauf · İnkılap Kitabevi · 201750bin okunma
Reklam
“Dünyanın en ünlü kadın casusu, Mata Hari.„
Puan vermedi·152 syf.·
2021 3. kitabı
Spoiler içerir.* Tarihi ilginç kılan en büyük etkenlerden birisi de, hiç şüphesiz, ülkelerine sonsuz sadıklıkları ile bilinen casuslardır. Bugün, Birinci Dünya Savaşı’nın en ünlü casusu hakkında konuşacağım: Mata Hari’den. Tek sorun, kendisinin ülkesini satmış olmasıydı. Halbuki, ne Almanya kendi vatanıydı ne de kendisi tamı tamına casustu. Hazırsanız, başlayalım, zaten pek de zamanınızı almayacağım. Margaretha Geertruida Zelle, bu olağanüstü kıvraklığa sahip olan casusumuzun asıl ismi. Lakin, Mata Hari lakabını kullanıyor; kendisi camiada bu isimle tanınıyor. İsminin anlamı Malay dilinde ‘şafağın gözü’, Hint dilinde ise ‘şafağın gözbebeği’ anlamına geliyor. Kitabın ilk sayfalarından da anlayacağınız üzere, Doğu hakkında az çok bilgisi var, bu da onu başlarda kurtaran en büyük etken. Fakat öyle bir şey var ki, onun nefesi olduğunu görüyorsunuz: Dans. Dünyanın ne kadar iğrenç bir yer olduğunu, mektup şeklinde ilerleyen ama aslında mektup tarzında yazılmış olduğunu hiçbir şekilde belli etmeyen paragraflardan dahi anlıyoruz. Okul müdürünün kendisine ve diğer kızlara yaptığı o insanlık dışı şeyler ve oralardan kaçıp gidebilmek uğruna evlendiği subayın kendisine neler çektirdiği, insanı gerçekten de utandırıyor ve üzüyor. Hiçbir kadın, insan, bunu hak etmiyor. Fakat ne yazıkki, 2021 yılında olsak bile hala aynı şeylere karşı göğüs geriyor, özgürlüğümüzü elimizde tutmanın savaşını veriyoruz. Bir kızı oluyor fakat kızını hiç görmüyor. Lakin, hep dilinde. Bir oğlu daha oluyor fakat evlerinde çalışan hizmetçi kız tarafından zehirlendiği için ölüyor; onu öldüren kızı da evdeki diğer hizmetçiler öldürüyor. Lakin Mata kıza karşı bir intikam duygusu veya nefret beslemiyor çünkü kızın o ev sınırları içinde ne zorluklar yaşadığını öğreniyor. Hayat işte, ne statüde bulunursak
İnceleme
CasusPaulo Coelho · Can Yayınları · 20166,9bin okunma
Puan vermedi·198 syf.·
2021 2. kitabı
Spoiler içerir.* Bugün, normalden biraz daha uzun konuşacağım. Okuyor olduğunuz sayfaya bir ayraç yerleştirin, geliverin hemen. Çünkü, edebiyat camiasını ikiye bölmüş bir kitap hakkında düşüncelerimi belli edeceğim. Bir ergen düşünün şimdi. Ya da kendi ergenliğinizi. Karakterimiz, cinsellik kelimesinin ne olduğunu iyi bilen ve dilinden bir türlü düşürmeyen fakat onunla bir türlü tanışamadığı için bu duruma içten içte sinirlenmesi yüzünden oda arkadaşı Stradlater ile birbirlerine girmeleri biraz göze çarpıyor, ilk sayfalarda. Lakin, oda arkadaşının cinsel yaşantısını ikide bir dile getiren bu çocuğun, kucağına kadar gelen bir hayat kadınına elini sürmeyişinin altında yatan asıl nedenler nelerdir, onu kitabı okuyarak öğrenebilirsiniz. Ya da incelememin devamına göz atarak. :) Şu bizim Holden Caulfield yok mu, bitiyorum yahu! Şöyle upuzun boylu, saçlarında akları bulunan ama biraz çelimsiz bir çocuk. Evet, çocuk. Çocuk olmasına çocuk ama düşünceleri pek de çocukça değil. Belki de bunu dediğim için birçoğunuz ile ayrı düşeceğim lakin önce bana kulak verin, neden böyle düşündüğümü anlatayım size hemencecik. Ana karakterimiz, Holden, varlıklı bir aileden geliyor. Abisi, D.B., o zamanların az çok ünlü bir yazarı. Abisi ile filmler veya kitaplar hakkında konuşmayı seviyor. Genel olarak ona verdiği kitaplar ile beynini yorup duruyor, Holden. Filmleri ise hiç ama hiç sevmiyor. Ama nedense onlar hakkında konuşmaktan da geri kalmıyor. Kendisi daha çok bara gitmeyi ve içemediği alkolü elinde tutacak kadar yaşını almış kadınlar ile ilgilenmeyi tercih ediyor. Yalanı sevmiyor desek, yalan olur. :) Dersleri pek iyi değil. Kafasının basmadığından değil, kendisi pek ilgilenmiyor. Yoksa, İngilizce dersinden nasıl geçebilirdi ki? En prestijli okullar arasında geziyor duruyor.
İnceleme
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 202171,2bin okunma
Sanıyor musun ki sen ölünce, gerçekten de ölmüş olacaksın?
Puan vermedi·344 syf.·
2020 55. kitabı
Spoiler içerir.* Hapishanenin küf kokulu soluk duvarları karşılıyor bizi; içinde barındırıyor olduğu birçok kişi ve bu kişilerin hayat hikayeleri ile. Bu hikayelerden birisi de, bir gardiyana yumruk attığı ve burnunun kanamasına neden olduğu için idam cezasına çarptırılan Darrell Standing’e ait. Hayır hayır, birisini öldürdüğü için değil de; bir görevliye zarar verdiği için alıyor bu cezayı. Ne garip, değil mi? Bir ayrıntıyı söylemeyi unuttum: Kırk kiloya sahip olup olmadığı bile bilinmeyen bir adamın, kendisinden kat be kat heybetli bir adama bu yumruğu atma durumu, ne kadar mantıklı? Öyle ki, kitabın sonuna dek karakterimizin bunu arada sırada sorguladığını görüyoruz, gardiyanın burnunu kanattı mı, kanatmadı mı? İdamına dek düşündüğü tek şeyin bu olması pek de olası değil, bildiğimiz üzere. Saçmalıklara ve cahilliğe karşı baş kaldırması ile yeterince göze batan Standing, af alıp dışarı çıkabilmek uğruna Cecil Winwood adlı bir kurnazın tuzağına düşer. Hem yumruk yüzünden hem de Winwood’un uydurduğu, aslında hiç var olmayan dinamitlerin hapishanedeki yerini, doğal olarak, söylemeyeceği için müdür tarafından tecrite atılır. Aylarca, deli gömleğinin içinde, karanlıktan bozma bir odanın içinde bedeninin çürüyüşüne rağmen bildiğinden vaz geçmez. ‘’Gündüz dediğiniz, bir parça ışıktan ibaretti, ama gecenin kopkoyu karanlığından iyiydi.’’ Burada, sessizliği keskin bir biçimde kesen yumruk sesleri ile yalnız olmadığını fark eder ve dillerini çözmüş olduğu diğer iki mahkum ile konuşmaya başlar. Bunlar, Jake Oppenheimer ve Jack London’a bu romanı yazması adına ilham olan Ed Morell’dir. Dolayısıyla, bu satırlar, meslektaşını öldürdüğü için beş yıl hapislerde kalan yazarın arkadaşı Prof. Ed Morrell’in yaşantısından derin izler taşır. Edward Morrell, işlediği cinayet nedeni
İnceleme
Yıldız GezginiJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,3bin okunma
Asıl acınacak şey dedi; lüzumsuz bir ömrü sürüklemektir.
7/10
·396 syf.·
2020 12. kitabı
*Spoiler içerir. Daha önce bir kitabı okurken hiç bu kadar acı çekmemiştim. Bazı değişmez ögelerin toplum ve birey içinde var olmasını desteklediğimden midir bilinmez, toplumsal bir çöküşün ilk adımlarının şöhret yanlısı bir kadına yüklenmesi, kitaba karşı bir önyargımın oluşmasına neden oldu en başlarda. Fakat şunu söylemeden geçemeyeceğim: Bir insan daha ne kadar dengesiz davranabilir ve ne istediğini bilemeyen bir ruh haline bürünebilirdi, bilemiyorum. Böyle bir insan tiplemesinin, böyle bir hayat tarzına sahip olan bir insanın gerçek yaşamda örneği var mıdır diye düşünüyorum ara sıra ve var olma ihtimali beni dehşete düşürüyor. Kitabın son sayfalarında, bütün bu yaşanan olayların ardından çocuğunun yetim kaldığına mı üzüleyim yoksa kadının kendisine ve etrafındakilere çektirdiği ızdırapların, geç de olsa, bitmiş olmasına mı sevineyim, şaşırdım kaldım. Detaylar hakkında da uzun uzun konuşmak isterdim lakin kadının amansız bir döngü içinde olduğunu fark ettiğimden beri benim de sözcükleri sürekli olarak aynı kapıya çıkaracağımı düşündüğüm için bundan vaz geçtim. Kitabı sonuna kadar okumamın, daha doğrusu, beş kere elime alıp inatla yeniden başlamamın nedeni, modern romanın kurucusu olarak görülen Gustave Flaubert beyefendisidir. Bu nedenle diyorum ya, gerçek hayatta bu tür örnekler var ise, vay halimize! Son olarak, kitap hakkında değişmeyen tek bir düşüncem var ve o da şudur: Böyle bir karakteri yaratıp üzerine bir de bu kadar uzun uzadıya yazmak, o satırların, bir ustanın elinden çıktığını gösterir. Yine de, kitabı okuduktan sonra üzerinden belli bir süre geçti ve anladım ki, Flaubert'in demek istedikleri yalnızca bunlar ile sınırlı değildi; bu süre zarfında kitap üzerinde düşüncelere daldığım için kitapla alakalı birtakım düşüncelerim değişti, belki de
Araştırma-İnceleme
Madame BovaryGustave Flaubert · Anonim Yayınları · 200940,8bin okunma