Normalin çok üzerinde kilosu, yağlı saçları, rengi solmuş, üstü başı dağınık kıyafetleri ve hantal haliyle karşımıza çıkıyor Ignatius J. Reilly. Bu pejmürde, obur, hantal, her şeyden hoşnutsuz, çok bilmiş, tembel, bencil, sıradışı fikirli, asosyal kimliğiyle tam bir ‘loser’, Türkçe anlamıyla ‘ezik’. Annesiyle aynı evin içinde yaşayan, sürekli onunla didişen, girdiği işlerin hiç birinde bir dikiş tutturamayan bu karakteri okurken hem ona karşı nefret besliyor hem de bu kadar gerçekçi kıldığı için yazara hayran kalıyorsunuz.
Sürekli yellenen, geğiren, homurdanan, kötü kokan, herkese (toplum, annesi, sevgilisi olduğunu iddia ettiği kişi(!), işverenleri, komşusu) karşı salt üstünlük taslayan bu narsistik karakteri ben bir türlü sevemedim maalesef. Normalin dışında karakteri ve davranışlarıyla bir kahramandan ziyade anti-kahraman algısı yarattığı için olsa gerek bende okuyucu olarak antipati duygusunu tetikledi. Bir de kitabın orijinalinde bir çok karakter, New Orleans kentinin belli bir bölgesinde duyulan şiveyle dillendirildiğinden sanırım onu vurgulamak için çeviri esnasında da belli bir şive ya da vurguya ihtiyaç duyulmuş. Bunu yaparken de ne tam anlamıyla Ege ne de başka bir yöreye ait olduğunu düşündüğüm bir şive kullanıldığından bazı diyalogları okumakta zorlandım. Yine de çağın toplumsal aşırılıklarına karşı bir dava adamı olarak karşımıza çıkan bu karakterin hayatını ve düşüncelerini merak edenler için olumsuz bir okuyucu örneği oluşturmak istemem.
Son olarak, yazarının 1969’da intihar ettiğini, öncesinde yayınlanmış bir eseri olmadığını, kitabın ölümünden 11 yıl sonra basıldığını ve 1981 yılında Pulitzer Roman Ödülü’nü aldığını da belirtmek isterim. Okuyacaklara keyifli okumalar.