Başkalarının bizim hakkımızda iyi şeyler düşünmesine duyduğumuz ihtiyaç, öncelikli hislerimizden biri olmayı bugün de sürdürüyor. İspanyolların deshonrado (onursuz insan) dedikleri insanın çağımızdaki yansıması ise "loser" (kaybeden) sözcüğüyle karşılanıyor.
Anne ortadan kaybolduğunda Yana on bir yaşındaydı. Onsuz geçen ilk yıllar, evde, o tuhaf boşlukta dolaşıp durdu. Hafta içi sabahları Babayla kahvaltı ederlerken Babanın bazen tek kelime bile etmediği zamanlar olurdu. Loser adında bir köpekleri vardı. Adamın o yıllarda tek arkadaşı oydu.
"Who said there were sides?"
But even I could answer that for him. There are always sides. There is always a winner, and a loser. For every person who gets, there's someone who must give.
Sen beni bir kaybeden olarak sevdin ve şimdi kazanabilirim diye endişeleniyorsun.
(Leonard Cohen'in First We Take Manhattan şarkısından bir dize; Ah, you loved me as a loser
But now you're worried that I just might win)
Loser için önemli olan, yani ona yardımcı olan, ya da kendi deyimiyle "daha fazla düşünmeye sevk eden", işitme ve dinlemeyse, benim için de görmek ve bakmaksa, yakından tanımadığımız o kişi için önemli olan koklamaktı - özellikle burnuna çekmek değil, burnunun içinde böyle bir özelliğin olması, kokunun duyulmasıydı, özel bir çaba harcamadan, aynı anda yüz değişik şeyden, birbirıne karıştırmadan, birbirinden ayırt ederek koku almak. (Elbette ki her zaman birinin özellikleri ötekininkilerden ayırt edilemiyordu). Nasıl ki kimi insanlar bir şeyi gördükten aylar sonra bile onun suretini gözlerinin ağtabakasında muhafaza ederlerse -onu yeniden görmek için gözlerini kapamaları yeterlidir-, şöyle bir koklayıp geçtiği, deyim yerindeyse zamanaşımına uğramış şeylerin kokusu bile eczacının burun deliklerinin içinde gücünden hiçbir şey yitirmeden ve silinmeden duruyordu. Nasıl ki kimi insanlar suretleri sayesinde nesneleri kesin hatlarıyla gözlerinde canlandırabiliyorlarsa, eczacının bunu yapabilmesi için onların kendisinde kalan kokuları yeterliydi.
Realitenin kendisi abartılı. Neoliberalizm ekonomik faşizmdir, çünkü dışlanan ve yoksulluğa mahkum edilen insanlar piyasacıların zihniyetinde "loser" dır, kaybetmeye, başarısızlığa yazgılıdırlar. Ve dünya sadece galipler için yaratılmıştır. "Loser"lar, iki nedenle kaybetmeye mahkum. Çünkü, tüketemiyorlar. Ve üretemiyorlar, üretseler bile verimsizler, çok az üretiyorlar. Galiplerin yargısı o ki, "mağluplar" alt-insanlar. Efendi ırka, üstün ırka mensup değiller. Onun için neoliberalizm ekonomik ırkçılıktan başka bir şey değil.