Uzun zamandır okurken beni bu denli rahatsız eden ve “tabir-i caizse” tokatlayan bir kitap okumamıştım. Esasında bu bir okuyucu için harika bir deneyim.
Yusuf Atılgan’ın en fazla bilinen ve sinemaya da uyarlanmış kitabı. Yazarı farklılaştıran şey ise kitabın üslubu/anlatım dili ile birlikte cüretkârlığı.
Biz/hepimiz zaman zaman bildiğimiz ya da söylemek istediklerimizi, anlatmak istediklerimizi yumuşatır, yuvarlarız. Yazar ise her anlatmak istediğini fütursuzca büyük bir cesaretle yazıya dökmüş durumda. Bu bariz şekilde zihninizi tırmalayan, rahatsız edici boyuta ulaşıyor. Ancak; bu kötü değil aksine sorgulamaya, insanla ve hayatın içindeki karşılaştığımız ya da henüz karşılaşmadığımız insan tipleri/ mizaçla alakalı sorgulamaya itiyor.
Bir çeşit içsel kavganın, insanın içinde varolan ama toplumsal rol gereği ya da utançla bastırmaya çalıştığı birçok farklı hissin baskılanmasının nasıl yalnızlaştırdığının anlatımı.
Yalnızlaşan insanın, akıp giden hayat içinde yaşayan insanlara hangi gözle baktığının, içinde neler yarattığının anlatımı. Yanıbaşımızdan hiç tanımadan, dikkat etmeden geçip gittiğimiz bir insanın içinde neler olabileceğinin, küçük gördüğümüz, yeri geldiğinde hakaret ettiğimiz insanın iç dünyasında bir taşma seviyesinde olabileceğinin anlatımı.
Kötü bir insan olmasa bile bir insanın katil olabileceğinin anlatımı.
Çok sıradan biri ile karşılaşmanın, hayatına değmesinin birçok bastırılmış duyguyu ortaya çıkarabileceğinin anlatımı.
Bir insanın bu hayatta suç işlemeden yaşayamayacağı gerçeğini kabul etmeyenlerden utanarak yaşamanın anlatımı.
Ölüm tek gerçek diyen bir anlatım.