Lukretius'un şiirinde Darwin'in evrim teorisine ve moden bilime hayret verici benzerlikte bazı bölümler vardır. İnsan bu bölümleri okuyunca 'bilimsel gelişmemiz neden daha hızlı olmadı' diye şaşırmadan edemiyor. Bunun nedeni Lukretius’un eserinin Rönesans döneminde tekrar keşfedilene kadar pek okunmamış olmasına bağlanabilir. Eğer zamanında Lukretius ciddiye alınsaymış, bugün kimbilir nasıl bir dünyada yaşıyor olacaktık.
Lukretius'a göre olayların gerçeküstü açıklamaları saçma, hatta çocukça ve aptalcadır. Ona göre atomculuk bir öneri olmaktan öteye gider, gelişimini tamamlamış, geçerli bir felsefi duruşa dönüşür. Atomcu görüşe göre boşlukta yuvarlanan atomlar birleşerek dünyadaki her şeyi oluştururlar. Dolayısıyla dünya hakkında olduğu gibi kendimiz hakkında da anlamak istediğimiz her şeyin özü bu atomlardır.
Ona göre evren tamamen amaçsız ve mekaniktir.
Amaçsızlık, kuru bir iç rahatlatması değildir. Bu
fikir insanoğlunu Tanrılara karşı
sorumluluklarından, kaderin cilvelerinden kurtarır.
"Kıyıda durup denizde yalpalayan gemilere bakmak hoş bir şeydir; bir şatonun penceresinden, aşağıdaki bir savaşı, savaşanların serüvenini gözlemek hoş bir şeydir; ama hiçbir şey, gerçeğin durduğu yerde, bütün o tepelerden daha yüksek, havası her zaman temiz, dupduru olan aşağı vadideki yanılmaları, konuşmaları, sisleri, fırtınaları gözlemekten daha hoş olamaz."
Hayyam'ın her düşüncesini tek tek büyük şairlerde ve filozoflarda bulmak mümkündür. Ancak bunların hiçbirini Hayyam'la mukayese etmek mümkün değildir. Hayyam, üslubun da çok ilerdedir onlardan. Ondaki sağlam yapı onu her şeyden çok Lukretius, Epikür, Goethe, Shakespeare ve Schopenhauer'le başbaşa giden büyük bir filozof ve şair olarak karşımıza çıkarır.