"Parlak, ışıklı kadınları gördükçe, o kadınların yanlarındaki ya da arkasında durdukları erkeklere ne kadar çok yatırım yaptıklarını gördükçe düşünürüm: Bu yatırımlar erkeklere değil de kadınlara yapılsaydı acaba dünya nasıl bir yer olurdu?
Hep şöyle bir sahne olur. Kanat takılıp uçurulmuş, şişirilmiş, semiz egolu bir erkek ve onun engin, şahane, benzersiz, biricik, yüzde yüz orijinal fikirleri. Bu fikirleri ağır ağır, uzun esler vererek, yani hayran olup bayılmanız için yeterli zamanı tanıyarak anlatışı. Diğer tarafta da bir kadın. İş arkadaşı olur, yardımcısı olur, sevgilisi olur, eşi olur; artık rolü her ne ise başarıyla onu oynayan bir kadın.
Kadın, gözleri dört açılmış erkeğin ağzından hangi hikmetli söz dökülecek beklerken erkeğin egosunu nasıl ‘emzirdiğini’ bilmeden öylece durur, dinler. Bazen erkeğin cümlelerinin arkasını, sırtına yastık koyar gibi destekler. Bazen erkek kendi dehasından bitkin düştüğünde, varoluş mihraplara başını vura vura tarumar olduğunda, sanki sırtına tülbent ya da havlu koyar gibi pansuman cümlelerle araya girer."