İnsanları izlemek doyurmuyor çünkü hepsi birbirinin aynı. Bana kalan zamansa (tek lux bu olabilir) her yerde var, öbür kendimi her gün yeni baştan kurmak arzum ve çabam olursa. Yaşama güdüsü ne kadar güçlüyse yaratma isteği de o kadar yoğun oluyor.
Kalkıp hole baktım, orada bir çekyatta yatardım. Çekyatın yanındaki masada bir kül tablası, lux marka bir saat ve birkaç eski karton kapaklı kitap vardı. Genellikle gece yarısı yatar ve basılı satırlar bulanıklaşana dek okurdum, sonra da ışık açıkken ve kitap ellerimdeyken uyuyakalırdım.
Ancak minnettarlık sevgi değildi, özellikle görev bilinciyle minnettarlık duyan kişi, temelde yapmaya yemin ettiği şeyi yaptığı için birine minnettar olmanın yanlış olduğunu hissettiğinde hiç değildi.
Minnettarlığın hayranlık anlarına saklanması gerekirdi; insanın minnettar olmayı seçmek zorunda kalmadığı, aksine düşünmeden, körü körüne dizlerinin üzerine düştüğü anlara.