"Öğretmenimin gönlümü ısıtan gülüşünü görmeye, bilgi veren sesini duymaya can atardım."
Eğitime, öğretmene değer verilmeyen daha doğrusu gerek olmadığına inanılan bir köyde, Duyuşen adlı öğretmenin -ki mesleki alanda fazla bilgisi olmayan birisidir kendisi- o köyde yaşayan çocukların tek kurtuluş yollarının eğitim olduğunu fark etmesiyle Altınay adında bir kız çocuğunun yaşam serüveni başlar.
Duyuşen ilk önce köye derme çatma bir okul yapar. Daha sonra her gün okuldaki çocukları dereden geçirir, kar, kış demeden öğrencilerinin geleceği daha doğrusu ülkesinin geleceği adına binbir eziyete katlanır. Ama bundan zerre de gocunmayarak yapar. Varoluş gayesini bu yola adar.
Duyuşen, bir öğretmenin sahip olması gereken hep türlü duyarlılığa sahiptir. Öğrencilerine fedakardır, onlara verdiği sözlerin arkasında dimdik bir şekilde durur, en önemlisi de mesleğine verdiği değer onun özel ve rol model bir insan yapmaktadır.
Ne güzel bir sözdür: Bir öğretmeni unutulmaz kılan şey; öğrencisinin yüreğine yaptığı dokunuştur.
Yüreğine dokunduğu öğrencilerinden birisi olan Altınay, gün gelir ülkesinin önemli akademisyenlerinden birisi olur ve gelin öğretmenin yüreğine yaptığı dokunuş sonrası öğretmenine nasıl teşekkür ettiğine bakalım:
"Duyuşen'le dağlardan indiğimiz o yolu bulabilsem şimdi gider, toprağa eğilir öğretmenimin ayak izlerini sevgiyle öperdim. Bu yol benim hayatımın yoludur. Bu yola, geçirdiğim o güne teşekkürler. O güneşe, o toprağa binlerce, binlerce teşekkürler."(s.52)
Türk eğitim sisteminde nice Duyuşen'ler yetişmesi dileğiyle, bu kitabı bütün öğretmen adayı arkadaşlarıma öneriyorum.
Elips Yayınları, 9. Baskı