SELENYA

Olmak veya olmamak
Puan vermedi·224 syf.··
2023 1. kitabı
·
102 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2023 22:52
·
Cumhuriyet neslinin ilk öğretmenlerinden olan Ahmet Hamdi Tanpınar 23 Haziran 1901’de İstanbul’da doğmuştur. Babası çeşitli yerlerde nâiblik ve kadılık yaptığından çocukluğunda sürekli şehir değiştiren yazar, yeni yerler ve yeni insanlar ile karşılaşma fırsatı bulmuştur. Yolu isimlerini edebiyat dünyasında çok sık duyduğumuz Yahya Kemal Beyatlı (1958), Mehmed Fuad Köprülü (1966), Cenab Şahabeddin (1934), Ömer Ferit Kam (1944), Babanzâde Ahmed Naim (1934) gibi isimler ile kesişmiş ve onların tedrisatlarından geçmiştir. Necip Fazıl ve Ahmet Kutsi gibi isimlerle şiirin büyüsüne şahitlik etmiş ve de bu kişiler ile sıra arkadaşlığı yapmıştır. Fakültedeki öğrenimi sırasında kendisinden büyük bir minnet duygusuyla bahsettiği Yahya Kemal onun Batı edebiyatı ve divan şiiri zevki, bir şiir dilinin oluşumu yanında millet ve tarih hakkındaki görüşlerinin gelişiminde büyük tesir etmiş isimlerdendir. “Şeyhî’nin Hüsrev ü Şîrîn’i” üzerine hazırladığı tezle mezun olduktan sonra Güzel Sanatlar Akademisi’nde estetik mitoloji derslerini veren Ahmet Haşim’in vefatı ardından bu dersin kürsüsünde Tanpınar’ın sesi yükselmiştir. Ayrıca bir süre de Millî Eğitim Bakanlığı’nda orta öğretim müfettişliği yapmıştır. Yazar, divan şiirinin ve aruzun terk edildiği bir ortamda henüz emekleme döneminde olan hece ölçüsünü canlandırmaya gayret eden, poetika meseleleri üzerinde kafa yoran, mizaç bakımından metafizik ve mistik eğilimlere sahip bir nesle mensuptur. Dolayısıyla yazılarında da döneminin yansımalarını çok sık görmekteyiz. Yazarın Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Sahnenin Dışındakiler, Mahur Beste gibi eserleri en çok okunanlar arasındadır. Mazinin kendisindeki yansımalarını özlem duyguları ve estetik üslubu ile coşturan yazarın eserlerinde sıkça tekrarlanan bakmak, hayranlık ve lezzet
Şehir
Beş ŞehirAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201914,2bin okunma
Reklam
Daima Tedirgin, Daima Uyanık Bir Şuur
Puan vermedi·
Hüseyin Cemil Meriç 12 Aralık 1916 yılında Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde doğmuştur. 1987 Haziran’ında İstanbul’da vefat etmiştir. Başta dil, tarih, edebiyat, felsefe ve sosyoloji olmak üzere sosyal bilimlerin birçok alanında araştırma yapmış ve yazılar kaleme almış bir düşünce adamıdır. Birçok eserinde Türkçe’nin hızla kan kaybetmesi ve mâzi ile aradaki çatlağın her geçen gün biraz daha büyümesi, bunun Türk toplumunun bugünü ve yarını üzerinde icra edeceği yıkıcı tesirler üzerinde durmuştur. Bakanlar ve görenlerin üstadıdır Meriç. Cemil Meriç'in Bu Ülke’si evrensellik kavramını, ideolojilerin temelini, kutuplaşma ve etkilerini, birçok kalıplaşmış fikirleri fırtınalı dirilikle, aydınlık üslubuyla cesurca sunar. Bu sayfalarda kendi ifadesi ile hayatının bütünü; yani bütün sevgileri, bütün kinleri ve bütün tecrübeleri vardır. Hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldiğini hatta; etinin eti, kemiğinin kemiği olduğunu ifade eder. Seçiş hürriyetinin hudutsuzluğunun tek dünyası Meriç için kitapların dünyasıdır. Öyle tutkuyla bağlıdır ki kitaplara, küçükken gözleri ileri derecede miyop olmasına karşın okumaya adeta âşıktır. Ve bol okumanın kazandırdığı bu entelektüellik satırlarda kendini oldukça net belli eder. “Cemil Meriç’in fikir hayatı Fransız düşüncesiyle başlamıştır. Hind felsefesi üzerine yoğunlaşmaya başlarken dahi Fransız düşünürler üzerinden gitmiştir. İslâm literatürüne yönelmesinde Hind önemli bir yere sahiptir. Eserlerinde okuyucusuna da dünya düşüncesini tanımayı ama irfan üzerinde olmayı işaret etmiştir.” Kendisini asla bir roman yazarı ya da bir tarihçi olarak isimlendirmez. Meriç, iyi bir okur olduğunu ve okumaya aç biri olduğunu ifade eder. Çünkü “güzel kitaplar yazar için bir son, okuyucu için bir davettir.” Eserde, öncelikle aforizmalar ile
Bu Ülke
Bu ÜlkeCemil Meriç · İletişim Yayınları · 202425,4bin okunma
Asya’nın Esintisi
Puan vermedi·272 syf.··
2022 11. kitabı
İsmail Gaspıralı 'nın dilde, fikirde, işte birlik ilkesini bizlere yeniden öğretir, yeniden hatırlatır Bakiler. Öncelikle babasının vasiyetine uyarak, O'na ve dedelerine bir rahmet vesilesi olması dileği ile çıktığı bu yolda aynı zamanda bizlere de birçok şey öğretir. Sönmeye yüz tutmuş kalplerimizi “Semerkant nakışlı, Buhara bakışlı” yerli kilimler ve halılar gibi dokuyor, basirete bürünmüş gözlerdeki perdeyi kaldırır. Hasret kapımızdan Asya’nın esintisini bizlerle buluşturuyor ve soydaşlarımızın acısına, yürek yangınına bir dost omuzu olduğumuzu, olmamız gerektiğini bizlere coşku ile hatırlatır. Soydaşlarımızı bilmeden, sevmeden, nasıl dilde, fikirde, sanatta, edebiyatta, işte birlik kurabiliriz, büyük kültür dünyamıza nasıl yaklaşabilir, nasıl yaşayabiliriz? Soruları temelinde gelişen bu kitap bize şu cevabı seyahat aracılığıyla, tasavvufi şükrün inceliği ile sunar. “Yeryüzünde siyasi istiklallerini kaybeden milletlerin, kültürlerine sımsıkı sahip çıktıkları takdirde (bin yıl-iki bin yıl sonra bile olsa) yeniden derlenip toparlandıkları, bağımsızlıklarına kavuştukları görülmüştür de iktisadi imkânlarının zenginliğine rağmen kültürlerini kaybeden milletlerin, siyasi istiklallerini korudukları görülmemiştir.” Cevabının yankısı ile Türkistan Türkistan bizlere birlik çağrısı, fermanı olur. Annesinin Azerbaycan topraklarından gelen hikâyeleri, türküleri, ezgileri ile büyüyen ve babasının vasiyeti üzerine şekillenen Türkistan Türkistan kitabı bizi seyyah yaparken Kafdağı’nın ardındaki soydaşlarımızı da bize ana, baba, bacı, gardaş yapıyor. Türkistan, Özbekistan, Azerbaycan, Kazakistan sevgisi adeta avuçlarımızın içindeki sayfalarda, gönlü gubartan hasret türküsü, gönül mayası, ufukları süsleyen fikir oluyor. Seyyah olduğumuz bu kitapta maviliğe bulanıyoruz. Şairane
1000k
Türkistan TürkistanYavuz Bülent Bâkiler · Yakın Plan Yayınları · 2018540 okunma
Puan vermedi·74 syf.··
2021 54. kitabı
Meydan Ortaya Çıktığında İNCELEME-1- spoiler içerir! Şair kimliğiyle anılan Karakoç’un ilk hikayesi olan ‘Meydan Ortaya Çıktığında’ her ne kadar deneme türüne benzediği konusunda eleştirilmiş olsa da hikâye alanında da oldukça başarılı olduğunu görürüz. Diriliş fikrinin yansımalarını, imgeleri ve soyutlamaları oldukça yoğundur. Bu eser günümüz öykücülerine ders niteliğindedir, adeta hikâyeciliğe yeni bir soluk getirmiştir. Günümüz hikâyelerinin aksine dünya berrak, iç açıcı ve sevindirici değildir aksine bu olgular bulanıklaştırılmış ve kasvetli bir havaya bürünmüştür. ‘Meydan Ortaya Çıktığında’ kitaba adını veren öyküsünün yanında Ölü, İz, Ziyaret ve Kartal adlı beş tane farklı ama özünde birbirine bağlı hikâyelerden oluşmuştur. Ölüm, yaşam, diriliş üçgeninde, zamandan ve mekândan arındırılmış, fizikötesi bir durum öyküsüdür. Karakoç adeta bildiğimiz gerçekleri bilmediğimiz âlemlerde bize aksettirmiştir. Her ne kadar öyküler bizden ve zamandan soyutlanmış gibi gözükse de aslında her anlatılana aşina gibiyiz. Cahit Zarifoğlu da öyküdeki bu bizdenliği şöyle ifade etmiştir. “Hikâyelerin önemli özelliği çeşitli yorumlara açık oluşudur. Bu çeşitli yorumların hangisini benimsemiş olursak olalım, gizleyemediğimiz bir şey ortaya çıkıyor, o da bunlardan bazılarına şiddetle sahip çıkışımızdır” Karakoç hikâyesinde, toplumların ölümü yaşamın dışında tutmasına inat, ölümü hayatın içinden canlı canlı çıkarmıştır. Hatta asıl ölülerin yaşam kisvesine bürünenler olduğunu görüyoruz. Vaktinden evvel dirilme izini verilen ölüler ile kenti ziyaret ediyoruz. Ölmeyi bile hak etmemiş dirileri, ölümden sürgün gibi yaşayanları görüyoruz. Yoksa ölümden habersiz oldukları için mi ölülerdi? Bu gezi neden tertiplenmişti? Zaman zaman ölünün rüyasına tanıklık ediyor, terkedilmişler ortasında terk
Edebiyat
Meydan Ortaya Çıktığında: Hikâyeler 1Sezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 2023511 okunma