İsmail Gaspıralı 'nın dilde, fikirde, işte birlik ilkesini bizlere yeniden öğretir, yeniden hatırlatır Bakiler. Öncelikle babasının vasiyetine uyarak, O'na ve dedelerine bir rahmet vesilesi olması dileği ile çıktığı bu yolda aynı zamanda bizlere de birçok şey öğretir. Sönmeye yüz tutmuş kalplerimizi “Semerkant nakışlı, Buhara bakışlı” yerli kilimler ve halılar gibi dokuyor, basirete bürünmüş gözlerdeki perdeyi kaldırır. Hasret kapımızdan Asya’nın esintisini bizlerle buluşturuyor ve soydaşlarımızın acısına, yürek yangınına bir dost omuzu olduğumuzu, olmamız gerektiğini bizlere coşku ile hatırlatır.
Soydaşlarımızı bilmeden, sevmeden, nasıl dilde, fikirde, sanatta, edebiyatta, işte birlik kurabiliriz, büyük kültür dünyamıza nasıl yaklaşabilir, nasıl yaşayabiliriz? Soruları temelinde gelişen bu kitap bize şu cevabı seyahat aracılığıyla, tasavvufi şükrün inceliği ile sunar. “Yeryüzünde siyasi istiklallerini kaybeden milletlerin, kültürlerine sımsıkı sahip çıktıkları takdirde (bin yıl-iki bin yıl sonra bile olsa) yeniden derlenip toparlandıkları, bağımsızlıklarına kavuştukları görülmüştür de iktisadi imkânlarının zenginliğine rağmen kültürlerini kaybeden milletlerin, siyasi istiklallerini korudukları görülmemiştir.” Cevabının yankısı ile Türkistan Türkistan bizlere birlik çağrısı, fermanı olur.
Annesinin Azerbaycan topraklarından gelen hikâyeleri, türküleri, ezgileri ile büyüyen ve babasının vasiyeti üzerine şekillenen Türkistan Türkistan kitabı bizi seyyah yaparken Kafdağı’nın ardındaki soydaşlarımızı da bize ana, baba, bacı, gardaş yapıyor. Türkistan, Özbekistan, Azerbaycan, Kazakistan sevgisi adeta avuçlarımızın içindeki sayfalarda, gönlü gubartan hasret türküsü, gönül mayası, ufukları süsleyen fikir oluyor.
Seyyah olduğumuz bu kitapta maviliğe bulanıyoruz. Şairane