KİTAP İÇİN KISA ÖZET NOKTALAR (SPOİLER İÇERİR)
İlyada... Görkemli surlarla çevrili Troya ili çevresinde geçen, Akha ordusu ile Troya ordusu arasındaki savaşı konu edinen, Yunan adasındaki koloni topluluklarının ve Anadoludaki toplulukların kültürel, ahlaki ve düşünsel özelliklerine yer veren, o dönemde inanılan tanrılar ve tanrıların özelliklerine dair bilgiler içeren ve Batı edebiyatının ilk büyük eseri ve şiiri kabul edilen çok önemli bir efsanedir. Okuyanlar görecektir ki kitabın en önemli noktalarından biri mutlak kader anlayışıdır. Öyledir ki kaderin dışına çoğu zaman tanrılar bile çıkamamaktadır. Benim için yine ikinci en önemli nokta şudur ki o dönemdeki toplumlar politeist bir inanca sahiplerdi ve tanrı kavramı bizim bugün ki algıladığımız tanrı kavramından büyük ölçüde farklılık göstermekteydi. Çünkü o zaman ki tanrılar öfkelenip, mutlu olabilir, savaşlarda taraf tutttukları topluluklara destek çıkabilir, ölümlüler tarafından yaralanabilir ve diğer tanrılarla kavgaya tutuşabilirdi. Ve yine çok dikkatimi çeken konu şuydu ki tanrılar sonradan var olmalarına ve bazıları da sonradan tanrılardan doğmalarına rağmen ölümsüz oldukları için tanrılardan hep var olan tanrılar şeklinde bahsedilmektedir. Yani tanrılar ezelidir. Üçüncü önemli bulduğum nokta ise saygı kültürüydü. O zamanın Yunanistan ve Anadolu toplulukları konuklara, ölülere, esirlere ve bağışlama dileyenlere karşı çok saygılı ve çok merhametliydi. Ayrıca bu toplumlarda onur payı(ganimet) ve tanrılara adak ve şölen anlayışları çok normal ve yaygındı. Bu toplumlar ölülerine de büyük önem verirlerdi bu yüzden büyük bir törenle ölüler yakılır ve kemikleri ile külleri özel sandıklarda saklanırdı ve ayrıca ölüler adına büyük şenlikler düzenlenirdi. Hatırladığım bir farklı nokta da tanrılar ölümlülere destek
''Düşüncelere gömülmüş bir halde çakıllı yolda durdu öylece. Var olduğunu çok yoğun bir şekilde düşünüp bir gün olmayacağını unutmaya çalışıyordu. Ama kesinlikle imkansız bir şeydi bu. Varoluşunu ne kadar düşünürse düşünsün, hemen yaşamın sonu olduğu düşüncesi de geliveriyordu aklına. Bunun tam tersi de geçerliydi: Bir gün yok olacağını kuvvetle hissederse, yaşamın nasıl sonsuz bir değere sahip olduğunu da asıl o zaman anlıyordu. Madalyonun bir yüzü ne kadar büyük ve belirginse, diğer yüzü de o kadar büyük ve belirgindi. Yaşam ve ölüm aynı şeyin iki yüzüydü.
İnsan öleceğini fark etmiyorsa, varoluşunu da yaşayamaz, diye düşündü.''