Modern insanın Tanrı tasavvuru "ihtiyacı olan her neyse süratle arz edilmesi, giderilmesi gerektiği " üzerine kurulu. Zihni "eğer varsa" şartına muttalidir. Ve tahakkuku esnasında mutmain olup olmayacağını hesap etmeden "şunu vermelidir" diye devam ettirir. İstenilen şeye atfettiği değer, günün birinde yozlaştığında varlığını iliştirdiği Tanrı kavramı da çözülür, yok olur. Öyle ki defalarca bu sınamayı gerçekleştirenler, ilk rüzgarda savrulan kıstaslarına bakmaksızın, boşluğu, Tanrıyla yarışa soktuğu birtakım iktidarlarla kapatır. Adına dava, ideoloji, kutsal değer, rejim, konjonktür vs dedikleri pek çok putla becerirler bunu. Her putun binlerce tebliğcisi ve rahibi vardır ki bu, nicedir devam edegelen bir geleneğin olmazsa olmazlarıdır. Dikkatleri topladıkları mahal ise iğfal edilen selim akıl değil de aynı akıbeti paylaşan çıplak bedenlerdir.
Bazı insanların yaşam tavrı olarak karşımıza çıkan hanifliğin, "ibrahim'in dini" olduğu şeklindeki kanaatin doğru olduğunu düşünmemekteyiz. Çünkü Allah'ın gönderdiği bütün dinlerin adı İslam olup haniflik diye bir din yoktur. Bunlar kendilerini, mahiyetini tam da bilemedikleri Hz İbrahim'in dinine tabi kabul ederlerdi. Putperestliği reddettikleri için müşrikler tarafından "atalarının dinlerini terk eden, onlardan uzaklaşan" anlamında "hanif" olarak adlandırılmışlardır
Resulullah'ın Mekkeli müşrikler tarafından şair, kahin ve mecnun olarak nitelendirilmesinin sebebi, onların şairler hakkındaki inanç ve bilgilerinden dolayıdır. Onlar şairlerinin güzel ve etkileyici sözler söylemesini onların cinlerle kurduğu irtibata bağlıyorlardı. Dolayısıyla o da mecnun, yani cinli/cin sahibi ve sözleri yani vahiyler de şiirler gibi etkili olduğu için onu kahin olarak görüyorlardı.
Bedevilere göre ziraat, sanat, ticaret, medeniyet ve ilim gibi meşguliyetler, insanın asaletine ve onuruna yakışmayan vasat ve değersiz işler mesabesindeydi