Bir varmış, bir yokmuş... Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; Dersaadet’in puslu sokaklarında, rüyalarla gerçeklerin birbirine karıştığı efsunlu bir dünya varmış.
Sana bugün, bir kitabın değil, bir hayal yolculuğunun masalını anlatacağım. Bu gördüğün, İlban Ertem’in fırçasından dökülen, İhsan Oktay Anar’ın zihninden süzülen "Puslu Kıtalar Atlası"dır.
Bir zamanlar İstanbul’da, Uzun İhsan Efendi adında bir adam yaşarmış. Bu zat, dünyayı gezmek yerine, kendi zihninin derinliklerine dalmayı seçmiş. Bir şurup içer, derin uykulara dalar ve rüyalarında hiç ayak basılmamış kıtaları, uçsuz bucaksız denizleride gezermiş. Uyandığında ise gördüğü o "puslu" diyarları bir atlasa kaydedermiş.
"Dünya bir düştür. Mademki dünya bir düştür, o halde düşlere devam etmek gerek."_
İhsan Efendi’nin oğlu Bünyamin, babasının aksine gerçek dünyanın tozuna toprağına karışmış. Elinde babasının puslu atlası, kalbinde ise bitmek bilmeyen bir merakla Galata’nın karanlık dehlizlerine, casusların sofralarına ve dilencilerin gizli dünyasına adım atmış.
Bu öyle bir yolculukmuş ki; içinde karanlık dehlizler, gizemli teşkilatlar, gümüş paralar ve kaderin cilveleri varmış. Bünyamin her adımda, babasının rüyalarında gördüğü o *"puslu dünyanın** aslında tam içinde olduğunu fark etmiş.
Bu kitapta kelimeler sadece konuşmaz, resimler dile gelir. İlban Ertem, her bir kareyi sanki eski bir Osmanlı minyatürü ile bugünün masalını birleştirir gibi işlemiş.
Sayfaları çevirdikçe Eski İstanbul’un ahşap kokusunu duyarsın.
Yüzlere baktıkça her bir çizgide bir ömrün yorgunluğunu ve gizemini okursun.
Renklere daldıkça kendini o puslu atmosferin içinde, bir sokak köşesinde saklanırken bulursun.
Bu eser, sadece okunacak