"Gece yarısı zindanında uyanan maphus, yatağında terleyen ümitsiz hasta, bir zillet tufanında kendisini her ân boğulmuş sana biçare, velhasıl her cinsten mustarip, sabah güneşini bir şifa gibi bekler. Ve o gelir gelmez bütün sefalet ve ıstıraplarının hiç olmazsa hafifleyeceğini zanneder. Bu da gösteriyor ki insan kafası için sarahat en tabii ihtiyaçtır. Hakikatte bütün bu zavallılar için güneşten beklenilebilecek ne vardır? Hangimiz arkamızda bu zalim gözün aynı çiy parıltı ile aydınlattığı günlerin birbirine benzeyen sıkıcı yükünü hatırlamayız?"
Bu müddet zarfında İngilizler elinde maphus kalmak, gıdasızlıktan, soğuktan gibi tehlikeler geçirmiştik. Kuvvetimizi hayli kaybetmiştik. Fakat hamdolsun henüz ölmemiştik..
Ah ruhun kapısına
hiddetle
çarpıp duran
maphus sözcükler
ve acımasızca
ağır ağır
kapanan ruhun kapısı !
Ve daralıyor her gün geçil
ve her gün daha çetin oluyor saldırı.
Ve son gün
-biliyorum ben-
ve son gün
en uç aralıktan
karanlığın içine
tek bir ışık yalımı
yağacağı zaman ,
işle o zaman doğmamış sözcüklerin
devasa dalgası .
korkunç darbesi,
ölümcül çığlığı
nihai güneş hayaline yol alacak.