10/10
·264 syf.··
2026 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2026 21:45
Nefis, nefis bir kitap “Beni Götürmediğin Yer”. İtalyan yazar Maria Grazia Calandrone, kendisini sekiz aylık bir bebekken terk eden annesinin hikayesinin peşine düşüyor bu otobiyografik romanda. Konusunu böyle özetleyince vıcık vıcık bir dram okuyacağınızı sanabilirsiniz ama asla öyle bir kitap değil, baştan bunu söyleyeyim. Calandrone derlediği tanık hikayelerinden, haberlerden, arşivlerden hareketle annesinin hayat hikayesini yeniden anlatıyor. İtalya’nın taşrasında, büyük toprak sahiplerinden biri için çalışan maraba bir ailenin kızı Calandrone’nin annesi ve ailesi tarafından ekonomik sebeplerle hiç istemediği bir evliliğe zorlanıyor. Devamını anlatıp tadını kaçırmayayım ama şu kadarını söyleyeyim, yazarın annesinin hayatı baştan sona sınıf ve cinsiyet eşitsizliğinin ibretlik öyküsü. Toplumsal normların ve büyük ölçüde buna bağlı olan yasaların daha eşit, daha adil olduğu şartlarda bambaşka olabilecek bir hayat öyküsü. Dolayısıyla bu hayat öyküsüyle beraber bir dönem İtalya’sının siyasi ve toplumsal portresini de çiziyor yazar, hem de muazzam yapıyor bunu: İkinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki siyasi atmosfer, Mussolini dönemi, bir yandan feodal düzenin devam ettiği taşra diğer yanda sanayileşmenin hızla tırmandığı büyük kentler ve birinden diğerine göçün sosyolojik sonuçlarını didik didik ediyor. Bu esnada Pasolini, Rossellini, Dino Buzzati gibi sevdiğim yazar ve yönetmenleri, onların eserlerinin bu dönemlere temas etmesi de ayrıca zenginleştirmiş metni. Tüm bu sosyal ve siyasi arka planın yanında duygusal açıdan da çok yoğun bir metin bu; çok, çok etkilendim. Annelik üzerine, adaletsiz düzen ve bunun insanı mecbur ettikleri üzerine çokça düşünüyorsunuz okurken. Dışarıdan önyargılarla yaklaştığımız hikayelerin içeriden nasıl bambaşka olduğunu, bazen bırakıp
Beni Götürmediğin YerMaria Grazia Calandrone · Eriken Yayınları · 202623 okunma
Köylü, milletin efendisi miii enayisi mi?
6/10
·192 syf.··
2026 2. kitabı
Ebubekir Hazım Tepeyran’ın 1910 yılında yazdığı “Küçük Paşa” romanı ile birlikteyiz. Bu roman üzerinden, 19.yüzyıl sonunda Osmanlı’da, köyler ne durumdaydı, köylüler ne durumdaydı, onu konuşmak istiyorum. Şöyle bir hatırlarsak; 3 İstanbul romanında 1876-1909 Abdülhamid dönemini, 2.Meşrutiyet dönemini, ardından İttihat ve Terakki hükümeti dönemini,, siyasi olarak, çok net görmüştük. Ancak bu gözlemlerimiz İstanbul civarında veya savaşların olduğu alanlarda sınırlı kalmıştı. Bu dönemlerde Osmanlı’nın köylerinde hayat nasıl? Merkezi otorite köylere ne şekilde etki ediyor? Bunu görememiştik. Şimdi Ebubekir Hazım Tepeyran ile bunu görüyoruz. Kendisi de bir meşrutiyet yanlısı olan yazarımız, Osmanlı 20.yüzyıla geçerken, 1908’de Meşrutiyet de ilan edilmişken, köylüler için, topraklar için, Anadolu için ne yapılabilir, “yeni meclis, yeni hükümet neler yapmalıdır” bunları da anlatmak istiyor. Yani kitapta durum nedir? Çözüm nedir şeklinde gayet açık önerileri de var. Ebubekir Hazım, 1864 Niğde doğumlu, doğduğu yer Niğde Tepeviran, Tepeviran, Tepeviran, olmuş sana Tepeyran. Soy ismini bu şekilde seçmiş. Babasının devlet görevi sebebiyle çocukluğunda Isparta ve Antalya’da bulunmuş, daha sonra Niğde’ye geri dönüp katip olarak eğitimini tamamlıyor, o sırada 18 yaşlarında. Konya Valisi bir gün Niğde’yi ziyaret ettiğinde Ebubekir’in babasının evinde kalıyor. Ebubekir’i, konuşmasını, yazdıklarını çok beğeniyor ve yanında katiplik hatta gazete yazarlığı yaptırmak için Konya’ya götürüyor. 3 yıl sonra Kastamonu Valisi ricayla kendi yanına aldırıyor Ebubekir’i. Vali yardımcısı olarak,,, orada da 6 yıl,, mektupçuluk, yardımcılık, gazete işleri, mektepte hocalık,, ne lazımsa yapıyor. Çok çalışkanlığıyla meşhur zaten. Valinin görevi Edirne’ye çıkıyor. Ebubekir’i de yanında götürüyor. Bir 3
Küçük PaşaEbubekir Hâzım Tepeyran · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020887 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Coğrafya Kader değil
8/10
·380 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2026 06:50
Yoksulluğun çaresizliğini iliklerinize kadar hissedeceğiniz bir baş yapıt. Yaşar Kemal’de tanık olduğumuz Çukurova’nın ırgatı, Fakir Başkurt’un romanlarında tanış olduğumuz saf, kurnaz, cahil, naçar köylü insanının kentle karşılaştığındaki şaşkınlığı, savrulması. Köyde ağaya maraba olmaktan kurtulmak için şehre kaçıp bu defada şehir ağalarına yakalanış. Ve bunun ötekinden de beter daha sofistike daha kurumsal daha örgütlü bir kötülük hali oluşu. Bireyselleşemeyen, kendini geliştiremeyen insanın güçlünün ve gücün karşısında ordan oraya savrulup ziyan oluşu. Üç Kişi ile çıktıkları yolda tek kişi olarak köyüne dönen Yusuf’un bir yetkinlik kazanarak (duvarcı ustası olarak) köye dönmesindeki keramet.
Bereketli Topraklar ÜzerindeOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20208,4bin okunma
Türkçenin Söz Varlığı
Puan vermedi·256 syf.··
2025 1. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Ekim 2025 16:31
Bir proje kapsamında ‘ödev’ olarak verilen bu kitabı okumak beni çok yordu. Okurken dikkat gerektiren, önemli yerleri gözden kaçırmamak gereken bir kitaptı. Özetini çıkarmam gerektiği için, incelemeden ziyade bende buraya özetini bırakacağım. Yazar Prof. Dr. Doğan AKSAN bu eseri ile bu alanda araştırma yapacak olan ya da bu alan ile ilgili ilgili olacak olanlara harika bir kaynak kitap yazdığını belirtmek isterim. Türk dilinin zenginliğini ve derinliğini keşfetmek isteyenler için önemli bir başvuru niteliğinde kaynaktır. Aksan, Türkçenin söz varlığını analiz ederken dilin geçmişten günümüze nasıl everildiğini, kökenlerini ve dilsel zenginliğini keşfeder. Aksan, Türkçenin tarihsel süreç içerisindeki değişimlerini ve bu değişimlerin toplumsal, kültürel ve coğrafi etkilerini de inceler. Aksan, bu eserinde Türk dilinin dönemsel evrimini, yabancı dil etkilerini, kelime türetme süreçlerini ve dildeki farklı lehçeleri tartışarak, okuyucusuna Türkçenin dilbilimsel yapısına derin bir bakış açısı sunar. Hangi kısmını eklemesem üzüleceğim ancak Türk dinin söz bilimleriyle ilgili gözlemler ve saptamalarını başlık başlık değinmeye çalışacağım. KÖKTÜRKÇENİN SÖZ VARLIĞI Türkçenin elimizde bulunan en eski yazılı kaynağı Köktürk yazıtlarıdır. VIII. ‘da yazılmıştır. Köktürk yazıtlarında saptanan özellikler şöyledir; -Türkçenin eldeki bu en eski ürünleri tek tek 900 kadar sözcüğü içeren, konuları sınırlı yazıtlar olduğu halde yalnız somut kavramlar açısından değil, soyut kavramlar açısından da zengin bir dil niteliği göstermektedir -Yazıtlarda görülen ve bizim “ileri öğeler” olarak adlandırdığımız kimi sözcükler, yazıtlarda geçmeyen, ancak o dönemde yaşadığı anlaşılan kimi sözcüklerin varlığını ortaya koymaktadır. -Türkçenin ilginç bir özelliği olan ikilemelerin o dönemde de çok yaygın
Türkçenin SözvarlığıDoğan Aksan · Bilgi Yayınevi · 2015103 okunma
Puan vermedi·89 syf.··
2025 12. kitabı
Kaçakçı Şahan, 1971 Sait Faik Ödülü'nün sahibi. Toplumcu-gerçekçi çizgide Güneydoğu Anadolu'yu işleyen beş öyküden oluşuyor. Öyküler, duru anlatımını yöresel söyleyişle birleştiriyor. Yazarın kültüre hakim oluşu bu birleşime doğal bir duruş hediye ediyor. Öyle ki benim okumayı pek arzu etmediğim bir sistem olan yansıtmacı anlayışa yaslanmasına rağmen kitabı keyifle okudum. Sinemamızda da örneğini gördüğümüz, özellikle Kemal Sunal ve Şener Şen'in ustalık sergilediği filmlerden aşina olduğumuz ağa-maraba ilişkisi, gurbetlik, köy eğlenceleri ve bunun vahim sonuçları, kuşçuluk, karı-koca ilişkisi, kaçakçılık gibi ana meselelerin pek çok yan düşünce ve duyguyla beslendiği konulara rastladım. Beş hikayeden "Gaffar ile Zara"yı bir adım öne çıkarabilirim. Zira hem hacmi ve işleniş biçimi hem de kurgusu ile romana göz kırpan öyküydü ve çok da başarılıydı. Kitaba epey önce bitpazarında rastlamıştım. Okumak bugüne nasip oldu. Dili temiz, kültüre hakim, ne anlattığını bilen ve en önemlisi bunu doğal biçimde gerçekleştiren toplumcu-gerçekçi metinleri sevenlere öneririm. Günümüzün çakma toplumcu-gerçekçilerinin ise ibretle okumasını isterim. Bazen de tozlu rafları karıştırmak gerek. Not: Bendeki baskı: Sinan Yay., Mart 1972, 4. Baskı.
1000Kitap
Kaçakçı ŞahanBekir Yıldız · Cem Yayınevi · 1975225 okunma
Değişmeyen tek şeyin değişim olduğundan emin miyiz?
9/10
·438 syf.··
2025 56. kitabı
İnce Memed 1 Yaşar Kemal Zaman olarak Cumhuriyetin kuruluşunun hemen sonrası, mekan olarak ise Adana'da Çukurova ilçesinin Değirmenoluk köyünde Abdi Ağa Namlı bir kan emici vardır. Bu köyle beraber beş köye ağalık eder. Ağa despot, zalim zülmekar, Ağa melun, Ağa namert, Ağa insafsız, Ağa insanlıktan nasibini almamış bir tiran. Köylüyü zorda kor, köylüye işkence ve eziyet eder; kadın, çoluk çocuk demeden karşısında duran herkesi dövebilir, herkese söver, köylünün malını elinden alır. Hiçbir durumda hilekarlığa başvurmaktan geri durmaz. Maraba ve hakir görür herkesi. Onlara karşı her hakkı kendinde görür, kendinde toplar. Biçare köylünün boynu bükük, yaşadıkları karşısında çaresiz durumdalar. Ağaya içten içe kurulurlar kurulmasına lakin ellerinden bir şeyler gelme ihtimali bulunsa da zihinleri ve bilinç düzeyleri buna elvermez. Bir kahraman çıkagelse de onlar için kendini feda etse, ağayı ortadan kaldırsa minnettar olacaklar ama yapamazsa da onu yerin dibine sokmaktan da geri durmayacaklar, kendileri hiçbir şey yapmadıkları halde. Kahramanımız İnce memed, babası vefat etmiş ve gariban anası Döne hatun ile bir başına kalmış öksüz bir çocuktur. Ağadan sürekli hakaret işitir, dayak yer. Gururu ayaklar altına alınır ve henüz 11 -12 yaşlarındadır. Sağdan soldan duyduğu ve hayalini kurduğu güzel öteleri arar, onları hayal eder. Yoksulluğa ve aşağılanmaya daha fazla dayanamaz, köyden kaçar ve başka bir köyde Süleyman Emmi dediği ak sakallı, yaşlı ve çok iyi bir adama misafir olur. Ondan insanlığı görür ve onun yanında kalmaya başlar ancak bu kısa sürer ve zalim Ağa tarafından gerisin geriye döndürülür. Ağa şiddetini artmış, daha da kahredici hale getirmiştir. İnce memed'in sevdalı olduğu Hatçe'yi yeğeni Veli'ye ister ve nişanlar. Memed kızı kaçırır ve peşinden gelen Ağa'yı yaralar,
1000Kitap
İnce Memed 1Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202374,2bin okunma