"Dilim hayatta kalmak hakkındaydı: Sıcak duş alabilir miyim?
Yiyecek bir şey var mı? Babam annemi öldürecek mi? Evde fareler var mı? Mücadele edecek araçlarım yoktu ve bu travmayı,
korkuyu kaygıyı ve kendi adıma konuşamamayı yetişkin hayatıma taşıdım. Hepsinin temelinde utanç vardı. Enerjimin tümünü
saklanmaya ve hayatımın sertliğini gizlemeye harcıyordum. Bu
işlevsizliği yetişkin hayatıma taşıdım."
VİOLA DAVİS
Bir kadının hayatı kendinden duyduğu nefretin ateşinde de ölüp gidebilir çünkü kompleksler soguktan yakabilirler ve en azından belli bir süre için o kadını korkutmayı başararak onun için önemli olan çalışmalara ya da hayata yakın durmasını önleyebilirler. Gitmemekle, bir hareket etmemekle, öğrenmemekle, arayıp bulmamakla, elde etmemekle, üstlenmemekle, olmamakla yıllar harcanır.
Kronik vicdan azabı, tüm ahlâkçıların hemfikir olduğu gibi, hiç de istenmeyen
bir duygudur. Eğer kötü bir davranışta bulunduysanız, pişmanlık duyun,
elinizden geldiği kadar durumu düzeltin ve bir dahaki sefere daha iyi
davranmaya bakın. Ne sebeple olursa olsun hatanızın üzerinde kara kara
düşünmeyin. Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir.
Meryem elleri dizlerinin arasında, kanepede yattı, camın önünde girdap gibi dönen, çevrilen tipiyi seyretti. Aklına Nana’nın bir keresinde söylediği şey geldi; her bir kar tanesinin, dünyanın bir yerinde haksızlığa uğrayan bir kadının ağzından dökülen bir ah olduğunu. Bütün bu iç geçirmeler gökyüzüne yükseliyor, bulutlar halinde toplanıyor, sonra minicik parçalara
bölünüp sessizce aşağıya, insanların üstüne yağıyordu. Bizim gibi kadınların neler çektiğinin göstergesi, demişti. Başımıza gelen her şeye nasıl sessizce katlandığımızın..