Otuz dokuz yaşındayken, işgal altındaki Polonya'da genel vali olan Hans Frank da aynı şekilde günümüzün başarılı insanını görüntüleyen bir örnektir. Her duruma mükemmel bir şekilde uzlaşmış ve her zaman uygun olan rolü oynamayı bitmişti ve belli ki kendisi bunu dürüstlükle karıştırıyordu. Frank, "Tanrı'nın onayladığı dünya mahkemesi" ve dehşet egemenliğinin haklı soruşturulması olarak nitelediği Nürnberg mahkemesi sırasında bir duruşmadan sonra Amerikalı mahkeme psikologu Gustave Mark Gilbert'e şunları söylemişti: İçimizden birinin gerçekten dürüst ve açık olması, sorumluluğu üzerinden atmaya çalışmaması bence yargıçları gerçekten etkiliyor. Siz de öyle düşünmüyor musunuz? Dürüstlüğümden etkilenmelerine gerçekten sevindim."Bu durum, düşünülmüş duyguların yapısına uygun olarak gerçek duygular ortaya çıkartabilen bir insanı ortaya koyuyor. Hans Frank, Gilbert'in ifadesiyle, ne utanç ne keder, ne de yaptıklarından dolayı suçluluk duyan, sadece sahip olduğu Vicdan fikrinin dipte ettiği rolü oynayan biri olarak "kendi vicdanını" sahneye koyuyordu. Bu adam davayı izleyenlere utancın yaşantısını değil, dramatize edilmesini sergiledi.
Parasızlık. İstanbul'dan çıkalı beri doğru dürüst bir şey yiyememiştik. Benim otelde kaldığım bir geceye 6 mark aldılar. Takriben 2 buçuk Türk lirası. Bu parayı Fahir bizi istikbale gelen çocuktan ödünç aldığı 20 marktan verdi. Kızlar, kaldıkları bir gece için fazla konfor arzuladıklarından 14 mark verdiler.
Daha önceki nesillere ait olması sebebiyle insanlar yaşadıkları problemlerin belirtilerini tanımlayamazlar. Sıklıkla problemlerinin kaynağının kendi yaşam deneyimleri olduğunu zannederler ve bir çözüm bulmak konusunda çaresiz kalırlar.
Pallavicini uzun yıllar İtalyanlara bir din olarak İslamın savaşçı siyasi bir inanç dini olmadığını kabul ettirme yolunda büyük bir çaba sarfetti. Ne var ki onun karşıtlarından bir çoğu, İslamın siyaset dışı olduğunu söylemenin yalan söylemekten biraz daha kötü bir şey olduğunu savunan radikal islamcılardı.