Rıfat Ilgaz Evi / Şubat 2026-Cide
Rıfat Ilgaz (1911–1993) Kastamonu’nun Cide ilçesinde doğdu; ilkokulu burada bitirdikten sonra Kastamonu Muallim Mektebi’nde okudu ve genç yaşta öğretmenliğe başladı. Daha 1930’larda şiirleri dergilerde yayımlanıyordu. 1944’te çıkan Sınıf adlı şiir kitabı “sakıncalı” bulunarak toplatıldı; Ilgaz tutuklandı ve öğretmenlikten uzaklaştırıldı. Veremle mücadele ettiği yıllarda bile yazmayı bırakmadı; geçimini sağlamak için çeşitli işlerde çalıştı. 1950’lerde Markopaşa geleneğinden gelen mizah dergilerinde yazdı, defalarca mahkemeye çıktı; ama kaleminin yönünü değiştirmedi. 1957’de yayımlanan Hababam Sınıfı, dönemin eğitim anlayışını tiye alan bir roman olarak kısa sürede ilgi gördü; eser 1970’lerde sinemaya uyarlandığında ise Ilgaz’ın adı milyonlara ulaştı. Ancak o, popülerliğin konforuna yaslanmak yerine yazmayı sürdürdü; anı, roman ve çocuk kitapları kaleme aldı. 1993’te aramızdan ayrıldığında geride yalnızca güldüren karakterler değil, baskıya rağmen eğilmeyen bir edebiyatçı portresi bırakmıştı.
Berfin'e Notalar 03.02
📌:Hasret çektim,gönül verdim Seni sevdim ben❤️‍🔥
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kitap yorumum
Herkese merhaba, sizlere bu sefer biraz daha farklı bir kitapla geldim. Bu kitabımız önceliğini mücadeleye ve güçlü olmak zorunda kalanlara vermiş. Ben her ne kadar romantik kitap diye başlamış olsam da aslında bu konuda yanıldığımı da yine ilk sayfalarda öğrenmiş oldum. İşin doğrusu, toplumun yarası olan konulardan biri, töreyi ve mücadeleyi anlatması ilgimi de çekmedi değil hani… Berfin ve Miran’ın karşılaşmalarından konuşmalarına kadar beni şaşırtan bir kitap oldu çünkü dediğim gibi sadece aşkın ağır basacağı bir kitap olarak beklediğimden fakat beklentimin dışında çıkarak o konuşmaların karakterlerin ağırlıklarını görmek güzel oldu. Hoşuma giden bir diğer şeyse iki karakterin karşılaşması, karakter ve konuşmalarındaki ciddiyetle ağırlık bana değişik geldi çünkü her kitaptaki gibi olmamıştı bana göre. Hem aynı memleketten iki kişinin şehir dışında karşılaşıp tanışması ve aralarındaki iletişimi ilerletmeleri de bu değişik ama sevdiğim noktalardan olmayı başardı. Ama gelin görün ki, bu ‘töre’ saçmalığı yüzünden ikisi ayrılmak ve Miran’ın aile içinden biriyle evlenmek zorunda kalıyor. Miran’ın ailesine karşı çıkmaması… Sinirlendiği kadar üzmüş olabilir beni. Van’a atanan Berfin’in Behram ile tanışması ve ilişkilerinin ilerlemesi üzerine evlenirlerken erkek tarafının bebek baskıları bir zaman sonra elbette başlıyor. ‘Töre dedik, e bebek baskısı olmazsa olmaz o zaman.’ En çok sinirlendiğim konulardan biri de bu baskılar… Bununla ilgili çok söyleyecek şeyim olsa da yorumu uzatmamak için vs. bu kısmı atlıyorum. Berfin’in saçma sebeplerden toplum tarafından yargılanması; töreye göre ‘yarım bir kadın’ diye nitelendirilmesi oldukça üzücüydü. Kızın dışlanması, herkesin aklında onu yargılaması, ayıplaması bazı acı gerçeklerin örneğini gösteriyordu bence. Kitap boyunca
İnceleme
Berfin'e Notalar 25.01
📌:Bir gülüşü var bin derde deva desen, Bir bakışı var, dünyalar ona bedel💝
Cumhuriyetin ilk yıllarından beri suikastlere devam
EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ'NDE POLİSLER, AZİZ NESİN'E, SABAHATTİN ALİ'NİN ÇÜRÜMÜŞ CESEDİNİ GÖSTERDİLER. "SENİ DE ÖLDÜRÜRÜZ. YAZMA. MARKO PAŞA'YI KAPAT" Fotoğraflar: Üstte Markopaşa'nın hıyar sayısı. Sol altta, kaybolan ve cesedi 1 yıl sonra bulunan gazeteci Sabahattin Ali, altta sağda, Markopaşa'yı yeniden çıkarmaya başlayan Aziz Nesin... 23 Ocak 1949. 77 yıl önce bugün. Diktatör İsmet İnönü dönemi. Şemsettin Günaltay Başbakan. Sahibi olduğu Markopaşa Gazetesi ile CHP diktatörlüğüne ecel terleri döktüren Sabahattin Ali'nin cesedi bir yıl sonra ortaya çıktı. Daha doğrusu çıkarıldı. Buna Aziz Nesin'in Marko Paşa'yı yeniden yayınlamaya başlaması sebep oldu. Marko Paşa'nın bu yeni versiyonu gerçekten çok çarpıcıydı. "Fevkalade hıyar sayısı..." Ağır sansür nedeniyle Aziz Nesin, hıyarın faziletleri üzerinden CHP'yi yerden yere vuruyordu. Hıyarı anlatıyormuş gibi yapıyor, siyaset yazmasını yasaklayan CHP'lilere "Hıyar" diyordu. Markopaşa'nın 19.2.1949 tarihli ‘‘Markopaşa'nın fevkalade hıyar sayısı’’ başlıklı manşetinde ‘‘Ne gün fırsat bulursa, o gün çıkar. Çıktığı gün 8 ile 9 arasında satılır. 9'da toplamaya başlarlar. Türkiye'de demokrasinin ve basın hürriyetinin miladı olan, işte böyle bir acayip siyasi mizah gazetesi...’’ deniliyor. HIYAR MI SALATA MI? Dergi ‘‘hıyar ve hıyarların methiyesini’’ şöyle yapıyor: ‘‘Hıyarın Demokratlar meyve, Halk Partililer de sebze olduğunu iddia ederek havayı bulandırıyorlar. Hıyarın ne olduğunun anlaşılması için 4 kişilik bir heyet Langa Bostanı'na, 500 heyet de yabancı memleketlere inceleme için gönderilecektir. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı'nın bir kısım bilginleri de hıyara, 'salatalık' denilmesini istemektedir. Bu konuda ilmi bir komisyon çalışmalara başlamıştır. Dış memleketten ithal edilen hıyarları, Ticaret Bakanlığı C. S. Kökü içerde eğri
Hayata Dair
Berfin'e Notalar 15.01
📌:Yıkadı günahlarımdan beni masumiyeti, Cennetten gelen bir Melekti sanki❤️‍🔥