1886'da, o zamana kadar pek başarılı olamayan İskoç bir yazar, gördüğü bir kabustan çığlıklar atarak uyandı. Bunu izleyen altı gün içinde, Robert Louis Stevenson rüyasını kaleme aldı. Kitap tarihe geçti, altı ay içinde kırk bin kopya satıldı ve kitabın başlığı İngilizce dışında birçok dilde meşhur bir ifade haline geldi. O zamandan beri her birimizin içinde iyi Jekyll ve korkunç Hyde birlikte yaşamaktadır. Kitabın ticari versiyonlarını bugün ekranlarda görmekteyiz -The Incredible Hulk bunun yakın örneklerinden biridir. Bu hikaye de diğerleri gibi alışılmış ögeler içerir, ancak sonrasında yeni bir kavram sunar. O zamana kadar, bu tür hikayeler her zaman iki figür arasında bir ayrım yapmıştı, bunun en bilinen örneği Güzel ve Çirkin temasıdır. Çirkin; tehditkar, öngörülemez, tehlikeli canavar bir adamken, saf ve güzel bir bakire tarafından dönüşüme uğratılır. Kurbağa -hatta daha da kötüsü, bir karakurbağası- prensesin bir öpücüğü ile beyaz atlı masal prensine dönüşür ve sonra güzel sevgilisinin aşkını kazanmak için önce bir ejderhayı öldürmesi gereken şövalye vardır. Bu hikayeler, dönüşümün tersine çevrilebilir karakterinden hiç söz etmez. Yani güzel bakire, yakışıklı prensinin bir canavara dönüştüğünü görmez. Stevenson'ın öyküsünde, bölünme tek ve aynı şekildedir. Kitabın bendeki kopyasının giriş bölümünde 1955'te İngiliz bir akademisyen tarafından yazılan şu yorum bulunmaktadır: "Stevenson'ın bu kitabı yazarken ilk kez kendini tamamen keşfettiğini düşünmeye başladım." Paragrafın geri kalanında, Stevenson'ın kendi dilini ne denli geliştirdiği, özgünlüğü ve kelimelerle dansı betimleniyordu. Stevenson bu kitapla kesinlikle kendini keşfetti, ama şunu söylemeliyim ki, salt bir yazar olarak değil. Bu öykü, Conrad'ın Heart of Darkness'ında (1902) yankı bulmuştur, burada