- O zaman şiir yazarak geçinilemez? - Tabii ki hayır. Hangi aptal böyle bir şey umar? Şiir bozuntuları yazarsan, başka. Mesela Bruce, Virginia Spring ve Sedgwick. Onlar işi pek güzel idare ediyor. Ama şiir başka bir şey. Vaughn Marlow hayatını nasıl kazanıyor biliyor musun? Pennsylvania'daki kalabalık bir erkek okulunda öğretmen; bulunabilecek en cehennemi iş bu. Daha elli yıl yaşayacağını bilsem, onun yerinde olmak istemezdim. Yine de günümüzün şair bozmalarından, havuçlar arasında duran bir lal yakut gibi ayırt ediliyor. Oysa nasıl eleştiriyorlar onu! Lanet olsun onlara, bütün o zır cahil cücelere! - Yazamayan insanlar sürekli yazabilenler hakkında kalem oynatır.
Sayfa 291·Kitabı okudu
Campus Bowl’daki çocuklardan bazılarıyla arkadaş oldum. Shakespeare’in gerçekten de Shakespeare’in eserlerini yazıp yazmadığını tartışıyorlardı. Çocuklardan bir “tanesi – terli yüzlü ve şişman olan – Shakespeare’in tüm oyunlarını Marlowe’un yazdığını söylüyordu. Ama siyah gözlüklü kısa boylu bir çocuk olan Lenny, bu Marlow işine pek inanmıyordu ve herkesin bu oyunları Sir Francis Bacon’ın yazdığını bildiğini söylüyordu. Çünkü Shakespeare hiç üniversiteye gitmemişti ve bu oyunları yazabilecek düzeyde bir eğitim almamıştı. Üniversite birinci sınıf öğrencilerinin giydiği türde bir kasket giymiş olan biri aniden araya girip erkekler tuvaletindeki bazı adamların Shakespeare’in oyunlarını yazan kişinin aslında bir kadın olduğunu söylediklerini duyduğunu anlattı.
Sayfa 79·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
toplumun aykırı ruhları
Birkaç defa adam vuran Villon'u katil diye, Genet'yi hırsız diye, Defoe'yu sahtekar diye, Dostoyevski'yi kumarbaz diye, Balzac'ı dolandırıcı diye, Pound'u hain diye, Baudelaire'i kokainman diye, Poe'yu alkolik diye, Marlow'u jurnalci diye, Ehrenburg'u casus diye, Michelangelo'yu bencil diye, Hamsun'u faşist diye sanat dünyasından dışlayıp onları tarihin paryaları diye lanetlemeye kalkışırsanız, onların değil sizin hayatınız eksilir.
Sayfa 58·Kitabı okudu
Alıntı
1886'da, o zamana kadar pek başarılı olamayan İskoç bir yazar, gördüğü bir kabustan çığlıklar atarak uyandı. Bunu izleyen altı gün içinde, Robert Louis Stevenson rüyasını kaleme aldı. Kitap tarihe geçti, altı ay içinde kırk bin kopya satıldı ve kitabın başlığı İngilizce dışında birçok dilde meşhur bir ifade haline geldi. O zamandan beri her birimizin içinde iyi Jekyll ve korkunç Hyde birlikte yaşamaktadır. Kitabın ticari versiyonlarını bugün ekranlarda görmekteyiz -The Incredible Hulk bunun yakın örneklerinden biridir. Bu hikaye de diğerleri gibi alışılmış ögeler içerir, ancak sonrasında yeni bir kavram sunar. O zamana kadar, bu tür hikayeler her zaman iki figür arasında bir ayrım yapmıştı, bunun en bilinen örneği Güzel ve Çirkin temasıdır. Çirkin; tehditkar, öngörülemez, tehlikeli canavar bir adamken, saf ve güzel bir bakire tarafından dönüşüme uğratılır. Kurbağa -hatta daha da kötüsü, bir karakurbağası- prensesin bir öpücüğü ile beyaz atlı masal prensine dönüşür ve sonra güzel sevgilisinin aşkını kazanmak için önce bir ejderhayı öldürmesi gereken şövalye vardır. Bu hikayeler, dönüşümün tersine çevrilebilir karakterinden hiç söz etmez. Yani güzel bakire, yakışıklı prensinin bir canavara dönüştüğünü görmez. Stevenson'ın öyküsünde, bölünme tek ve aynı şekildedir. Kitabın bendeki kopyasının giriş bölümünde 1955'te İngiliz bir akademisyen tarafından yazılan şu yorum bulunmaktadır: "Stevenson'ın bu kitabı yazarken ilk kez kendini tamamen keşfettiğini düşünmeye başladım." Paragrafın geri kalanında, Stevenson'ın kendi dilini ne denli geliştirdiği, özgünlüğü ve kelimelerle dansı betimleniyordu. Stevenson bu kitapla kesinlikle kendini keşfetti, ama şunu söylemeliyim ki, salt bir yazar olarak değil. Bu öykü, Conrad'ın Heart of Darkness'ında (1902) yankı bulmuştur, burada
Sayfa 146
(Captain Jackson Read) Başarı ve itibar devrinde bir insanın kulu kölesi olmak, sonra nikbet ve düşkünlük zamanında ondan bu tarzda yüz çevirmek herhangi bir faziletli insanın yapacağı şey değildir. Meğer Türklerin en az bildikleri şey centilmenlikmiş... (Captain Marlow) — Şahsî müşahedelerinizi bütün bir millete yaymayınız: İstanbul’da tanıdığınız bazı tipler bütün Türkler demek değildir. Bunlar ne olduklarını bilmeyen birtakım mahluklardı. Henüz hangi milletten olduğu anlaşılmayan ve bugünlerde sanırım, Türk olduğunu ispata çalışan Madam Jimson gibi bütün öbür tanıdığınız erkek ve kadınlara ancak birer sosyal “galat-i hilkat” gözüyle bakılabilir. Her milletin içinden soysuzlar çıkabilir. Siz şimdi tutup da bunlardan Türk milletinin ırkı karakterlerini mi keşfe kalkışacaksınız! Ne yazık, aziz Gerald, üç yıl karşı karşıya savaştıktan, dört yıl taraf taraf birçok şehirlerini işgalimiz altında tuttuktan sonra gene hiçbir Türk tanımadan, gerçek hiçbir Türk yüzü görmeden buraları bırakıp gidiyoruz.
Sayfa 335 - Birikim Yayınları·Kitabı okudu
1000Kitap
Captain Marlow’dan bir öz eleştiri, son cümlesi ise vurucu:
İngiliz gülünç oldu ve bir İngilizin gülüncü kadar gülünç bir şey daha yoktur. Gerek askerlik, gerek siyaset sahasındaki bu komik bozguna, bu rezilce iflâsa her taraftan kahkahalarla gülüyorlar. Ve düşünelim ki, hadise bir Şark sahnesinde geçiyor. Artık burada beş paralık itibarımız kalmamıştır. O sizin İngilizlik dediğiniz büyü bozulmuştur. İngilizlik artık buralarda hiç kimsenin gözünü boyayamaz. Hissetmiyor musunuz?... Biz hepimiz bu sahne üstünde donu düşmüş adamlar gibiyiz, eğer İstanbul sokaklarında mahalle çocukları arkanızdan taş atmıyorsa, bunu bizim kendi itibarımıza değil onların terbiyesine vermeliyiz.
Sayfa 333 - Birikim Yayınları·Kitabı okudu
1000Kitap