“Tarihsiz insanlar gibi de yaşamayalım. Mars'tan ışınlanmadık, içinden geldiğimiz bir medeniyet var. İç dünyamızı kuralım, gönlümüzü genişletelim, deryadil olalım, yaşadığımız hayata iç dünyamıza uygun bir yorum getirelim.Küçük pencereler açalım hayatımıza. Ve zamanı biraz yavaşlatalım...”
"Eğer bir dünyalı olsaydın, gezegenimizde yaşayanların barışçıl olduğuna ve hatta uysalca ve bilgece yaşadıklarına inanmakta zorlanırdın, buna emin ol. Zira dünyalıların gezegenimize verdikleri ad, Savaş tanrılarından geliyor. Huysuz ve kavgacı olduğumuzdan şüpheleri yok. Ancak eminim ki burada hayatın günlük gülistanlık olduğu konusunda benimle hemfikirsindir... İşte! Durum böyle evladım. Dünya için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim maalesef. Tabii ki Mars'ta da her şey mükemmel değil ama orada... Ah bir bilsen!"
Fransız yazarların Mars'a olan ilgisi François Henri Peudefer de Parville'in 1865 tarihli Un habitant de la planéte Mars adlı eserine kadar dayandırılabilir. Daha sonra bu alanda en mahir eserlere imza atan Camille Flammarion ve Gustave Le Rouge Mars'ın Fransız yazarların zihninde daha önemli bir yer edinmesine katkıda bulunmuştur.
Gray, erkekleri Marslılar, kadınları Venüslüler olarak tanımlar. Erkekler Mars dan, Kadınlar Venüs ten adlı kitabında*, her iki cinsiyetin ayrı gezegenlerden geldiklerini ve bu nedenle aynı
dili konuşmadıklarını ve birbirlerini anlamakta zorluk çektiklerinden söz eder.