Ahmet Ümit'in kaleminden okuduğum 2.kitap Agatha'nın Anahtarı kitaba isminini veren öykü dışında 14 farklı öykü ile biz okurlara gizemli ve heyecanlı cinayetlerin çözümüne tanık olma imkanı sunuyor.
Her bir öyküde bambaşka bir hikaye ile bizleri karşılayan Ahmet Ümit, kurduğu cümleler ile biz okurları adeta Başkomser Nevzat'la gizemli bir yolculuğa çıkartıyor.
Cinayetlerin arkasına gizlenmiş sırlarla bazen hırslandıran bazense hüzne boğan bu çarpıcı öyküler hayata şüpheci açıdan bakmakta bizlere rol model oluyor.
Bir ülke düşünün ki halkın zekası uyuyor, kalabalık, yoksulluk, cahillik artmış, devlet yoksul, ekonomi batmış, ahlak tanımı karmakarışık.. Kültür işçisi yok.Eğitim sistemi tamamıyla hata üstüne..
Kitap "E şimdi ne olacak?" diyerek başlıyor ve kritik noktalarda da aynı soru karşılıyor bizleri..
Kitabın neredeyse yarısına gelene kadar öfke, hırs, üzüntü etkisinde kalıp bırakmak istedim gerçekten bu kadar pis konuşmalar, masum insanlara yapılan işkencevari hareketler bu kitabı neden okuyorum dedirtti.
Ta ki Alex denek olana kadar.
Tüm kötülükleri içinde barındıran karakterin bi anda denek haline sokulması kitabı tek gecede bitirmemin sebebi oldu ve kitap bittiğinde şunu söyleyebilirim ki -çoğunlukla rahatsızlık veren ama fazlasıyla hayatın içinden bulduğum belki de bir edebi kitaba yakışmayacağını düşüneceğiniz ama dünyanın acı gerçeklerini ifade eden argo yüklü cümlelerle bütünüyle okunmaya değer bir kitaptı..
Ama kitapta genel anlamda vurgulanması gereken bir şey var ki iyilik ve kötülük insanın içinde bulunan ve tamamen bireyin seçimleriyle alakalı iki duygudur.
İyi olmak da kötü olmak da bizlerin seçimidir..
Eğer kişi iyi olmayı iradesiyle seçmezse insanlıktan çıkar.