Puan vermedi·727 syf.··
2026 14. kitabı
LALE MÜLDÜR HAKKINDA: Lale Müldür entelektüel ve aydın bir Edebiyat kimliğine sahip bir yazardır. Lale Müldür, 1956 yılında Aydın’da doğdu. Liseyi Robert Kolej’de bitirdi. Şiir bursu alarak Floransa’ya gitti. Türkiye’ye geri dönerek birer yıl ODTÜ Elektronik ve Ekonomi bölümlerine devam etti. 1977’de İngiltere’ye gitti. Manchester Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden lisansını, Essex Üniversitesi Edebiyat Sosyolojisi Bölümü’nden master derecesini aldı. 1983-1987 yılları arasında Brüksel’de yaşadı. İlk şiirleri 1980’de Yazı ve Yeni İnsan dergilerinde çıktı. Gösteri, Defter, Şiir Atı, Oluşum, Mor Köpük, Yönelişler, Sombahar dergilerinde birçok şiir ve yazısı yayınlandı. Şiirlerinden bazıları bestelendi ve filmlerde kullanıldı.Şiirlerinden bir seçki ‘Water Music’ adıyla Dublin’de yayınlandı (Poetry Ireland, 1998). Fransız ressam Colette Deblé’nin resimleri üzerine yazdığı şiirlerse Fransız Enstitüsü’nden ‘Yağmur Kızı Böyle Diyor’ adıyla Fransızca olarak yayınlandı. Bir dönem Radikal gazetesinde yazdı. Yurt dışındaki birçok toplantıya Türkiye’yi temsilen katıldı. Lale Müldür’ün yapıtları şöyle sıralanabailir; Yapıtları: Şiir: Uzak Fırtına (1988) Voyıcır II (Ahmet Güntan’la birlikte, 1990) Seriler Kitabı (1991) Kuzey Defterleri (1992) Buhurumeryem (1993) Saatler/Geyikler (2001) Ultrazon'da Ultrason (2006) Düzyazı: Divanü lügat-it-Türk (1998) Deneme: Haller Leyla (2006) Roman: Bizansiyya, Yapı Kredi Yayınları (2007) GİRİŞ Lale Müldür Apokalips Amoyak Toplu Şiirler 2 (1990-2012) adlı kitabına başalarkenkitapta fotoğraflara yer vermiştir ve son sayfalara doğru bir ideolojiyi savunma halinde fotoğraf paylaşmıştır bu ideoloji postmodern bir tarzda kaleme alınmış ve şiirlerde en belirgin şekilde var olmuştur. Şiirlerin belli bir düzeni yoktur, belirsiz bir ifade biçimidir,
İnsan ve Duygular
Apokalips / AmonyakLale Müldür · Yapı Kredi Yayınları · 2020133 okunma
9/10
·312 syf.··
2025 71. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 08 Eylül 2025 00:30
Bu kadar kısa sürede bitirdiğim nadir eserlerden birisi oldu. Bunda tabi kitabın içeriğinin beni cezbetmesinin payı oldukça yüksek. Kitap içerisinde Atatürk'e atfedilen belli başlı iftiralara bir nevi cevap derlemesi olmuş. Bizim için önemli olan elbette hamaset değil, ancak Atatürk'e iftira atanların niyetlerinin nereden beslendiğine iyi bilmek gerekiyor. Kitapta buna değinilmiş ama ben burada Atatürk'ten bahsetmeyeceğim. Atatürk'e dil uzatanları kısaca tanıtmak istiyorum; 1- Kadir Mısıroğlu; Hacıların paralarını zimmete geçirmesiyle ünlüdür mesela, öyle ki dolandırdığı şahıs kendisini mahkemeye verip kazanmış ancak tahsil edememiş. Laik olduğu için dolandırmıştır kesin. Şeriatı savunsa böyle yapar mıydı? Mehmet Akif'e "pezevenk" demiştir mesela, laik olduğu için demiştir kesin. İngilizlerden aldığı parayla kurduğu yayınevinde birden SSCB aleyhine kitap yazma ihtiyacı duymuş. İngilizlerin adamıdır demiyorum, adam da demiyorum, öyle denk gelmiştir sadece. Hani derlerdi ya hep "amerika bize ilah satıyor ama pkkya karşı kullandırmıyor" o hesap biraz işte. Bu Mısırcı arkadaş, 80 darbesinden sonra doğru Almanya'ya kaçar, sucuk işine girer. Helal et ayağına cami cami dolaşıp bir şeyler daha kazanır. Allah bereket versin. Durur mu reis, durmaz tabi. Oradan ingiltere'ye kaçar, ingilizler buna bayağı iyi davranır, ingiltere vatandaşı olur. Bunu kendisi söylüyor. Aslanım benim, Shakespeare'i de müslüman yapar orda, kendisine Şeyh Pir ismini koyar. Ölülerle uğraşıyor hep, dirileri sevmiyor. Sonra tekrar Türkiye'ye gelir, BOP için dönemin başbakanını ikna ettiğini söyler. Ama durun hemen kötü düşünmeyin, şeriatçı ABD, laik Irak'a çöker. Geride enkaz kalır, bir de bizim Mısırcı arkadaş işte. İşin şakası bir yana, Atatürk'e hakaret ve iftira konusunda master yapar, ingilizlere
HurafelerÜmit Doğan · Kripto Yayınları · 2021167 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Həqiqət, yalan və seks
Puan vermedi·376 syf.··
2025 1. kitabı
·
40 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2025 22:10
Yazıda spoyler yoxdur. Mənasız yol yoldaşı Əvvəlki yazılarımın birində qeyd etdiyim kimi, Qdansk soyuq, rütubətli və depressiv yerdir. Əgər siz hər gün on iki saat işləyirsinizsə, bu depressivliyin dozası daha da artır, pessimizm isə adamı udur. Sən mübarizə aparıb həmin pessimizm girdabından çıxmaq istəyirsən, amma hər cəhdində daha da batırsan. İnsan kimi qalmaq belə məqamlarda fövqəladə güc tələb edir. Bəs mən nə edirəm? İki saat sürən uzun yolda kitab oxuyur, işdə isə musiqi dinləyirəm. Çıxış yolu budur. Qulaqcıq və kitabı evdə unudanda isə sadəcə papağımı gözümə çəkib mürgü döyürəm. Axırıncı yol yoldaşım Qaraqanın "Art və Xaos" romanı idi. Hər gün bir az vərəqləyir, diqqətimi çəkən hissələrin altını xətləyir, başımı avtobusun soyuq şüşəsinə söykəyib fikrə gedirdim. Böyük həcmli olsa da, hər gün az-az oxuyub bitirə bildim. Kitabın tənqidinə keçməzdən qabaq istəyirəm Qaraqan barədə ötən paylaşdığım "Qaraqan niyə özünə hörmət etmir?" adlı tənqidi yazımın özünü tənqid edim. Əvvəla, həmin yazının adı yersiz radikal olub. İndi yazsam, başqa ad seçərdim, yəqin. Qaraqana qarşı isə ona görə tənqidi mövqedəyəm ki, onun dediyi hər söz, atdığı hər addım şəxsilik sərhədindən çoxdan çıxıb və onu sevən, ilahlaşdıran kütlənin düşüncələrinə və hərəkətlərinə istiqamət verir. Qaraqanın onu sevən gəncliyə vurduğu ən böyük zərbə etiraz duyğusunu onların normativləri ilə uyuşmayan şeylərə - əxlaqsızlığa, dinsizliyə, cəmiyyətin cahilliyinə və bu qəlibdən olan şeylərə yönləndirməsi idi. Sadaladıqlarımın içində mübarizə aparılmalı olan tək şey cəhalət olsa da, məncə, Qaraqan da cəhalətin nədən qaynaqlandığını çox gözəl bilir. Əxlaqsızlığa gəlincə, bu, geylərin, lezbianların efirlərə çıxması, fahişəliyin tüğyan etməsi, qeyrətin əldən getməsi yox, günahsız insanların işgəncələrə,
Art və XaosQaraqan · Teas Press Yayınevi · 2019882 okunma
Defterimden Portler'e Dair..!
Puan vermedi·256 syf.··
2020 86. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2020 06:05
Arkadaş, bu kadar mı zormuş ya bir yazı yazmak! Üç haftadır nasıl yazsam nasıl yazsam diye düşünüyorum. Neyse başladık artık, yazıyorum. Allah kolaylık versin. Hepimizin bildiği fakat pratikte şaşırdığı bir gerçek var: "Her insan ayrı bir dünya...” Her insanın ayrı bir dünya olması, ayrı tutkularımızın, ayrı görüşlerimizin, ayrı bakışlarımızın olması gerekliliğini ortaya çıkarır. Bakmayın siz 21.yüzyılın fertlerine, onlar klonlanmış gibiler. Şimdi ben de bu derginin kitap bölümünde yazıyorsam tabi ki sözü buraya getirmem gerekiyor. Muhterem arkadaşlar; insanız, ayrı ayrı dünyalarız. Bu sebeple okuma zevklerimizin de farklı farklı olması insanlığımızın gereği. Bir kısmımız felsefe, bir kısmımız tarih, bir kısmımız biyografi, bir kısmımız… Başka ne okuyorduk ya? Neyse farklı farklı okuyoruz işte azizim. Felsefe ve metafizik düzeyindeki bilgiler ve bilgelikler, özellikle gençlik yaşlarında sıkıcı gelebilir. Öyle ki, farklı dallarda çokça kitap okuyanlar için bile bazen sıkıcı olabiliyor. Bu sebeple romanlara, hikayelere (Bu arada Mustafa Kutlu çok samimi değil mi?), biyografilere sığındığımız da olmuyor değil. Nereden başladık, nereye gelemedik. Yazı bitecek hâlâ başlıkla ilgili bir şey okumuş değilsiniz. Neyse az kaldı, kitaptan da bahsedeceğim ama öncesinde biraz da biyografi okumanın insanlara kazandırdıklarından bahsetmek istiyorum. Her yaşta kolayca okunabilecek öğretici ve gerçek hayat hikayeleri; biyografiler. Bizim kültürümüzde de bulunan tecrübeden ders çıkarma hadisesini buraya taşıyabiliriz. Kitabımız Kuran-ı Kerim’in de kıssalarda en büyük dava adamalarının hayatlarına yer verdiğine şahidiz. İşte arkadaşlar, tam olarak buralarda bir yerde önümüze “Cehaletlerimizi büken hocamız” İlber Ortaylı çıkıyor. Yakın zamanlarda hocanın “Defterimden Portreler”
1000Kitap
Defterimden Portrelerİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 20181,956 okunma
Şermin Yaşar ve hikayeleri
Puan vermedi·192 syf.··
2021 40. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Eylül 2021 14:31
(spoiler içerir) Şermin Yaşar daha önce farklı şekillerde duyduğunuz gördüğünüz belki de yaşadığınız şeyleri kısa kısa hikayecikler haline getirip önümüze koyuyor. Her seferinde o samimiyeti sıcaklığı buluyorsunuz. Ben bunu tanıyorum biliyorum diyorsunuz adeta. Deli Tarla'da böyle 16 küçük hikayecikten oluşuyor. Okudukça insanı çepeçevre sarıyor. Bu notları kendime çıkarıyorum aslında. Bu kitapta nerde ne geçmişti diye ama okumak isteyenlere küçük küçük notlarda bırakmış oluyorum. Deli Tarla hikayesiyle başlıyor kitabımız. Babasının mirasını paylaşmak isteyen 4 kardeşin hikayesi. Herkes mirastan bir pay alırken babalarının delirip öldüğü için kimse öldüğü tarlayı almak istemiyor. Herkes bir bahane bulup diğerine atıyor tarlayı. En son tarla öğretmen Kerim'de kalıyor. Hem bekar hem de annesine bakıyor. Babaları çiftçilik yapıyor köyde, bu tarlayı alıyor içine küçük bir kulübe yaptırıyor seracılık yapıyorlar. Adam her gün tarlada yatıp kalkıyor sonra bir gün babasının yardımcısı Ekrem abi kendisini asıyor sonra da babası delirip ölüsü köyün dışında bulunuyor. Kerim psikoloğa bile gidiyor ama nafile. Okula proje için gelen Ziraat mühendisi Figen ile karşılaşıp ona aşık olunca her şey değişiyor. Figen'i deli tarlaya götürüyor orada anlıyor babasının neden delirdiğini gerisi kitapta. Adieu Hala: Annesi babası almanyaya giden bir kızın (Münevver Hala) onları bekleme hikayesi. her sabah büyük bir umutla valizini hazırlayıp yatsı ezanıyla yatıp ertesi gün pencerede kendisini almaya geleceklerini bekliyor. abisi ve yeğeniyle kalıyor ancak bu bekleyişler bitmiyor. Halasını çok seven Nazlı evlenmemiş babası öldükten sonra da halasıyla yaşamaya devam etmiş. Münevver Hala terzilik eğitimi almış almanca öğrenmiş anne babası onu götürmelerini bekliyor ama öldüklerini söylememişler.
İnsan ve Duygular
Deli TarlaŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 20258,6bin okunma
Issız Adam yokken Aylak Adam vardı...
9/10
·192 syf.··
2020 5. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2020 05:24
Ben diyeyim 20,siz diyin 30 kez izlediğim bir film var.Çağan Irmak'ın 2008 yapımı Issız Adam'ı.Bilmeyen yoktur galiba,varsa da izlesin bi zahmet.Bir nesil filmi izledikten sonra Issız Adam triplerine girip sevgilisini terk etti.Şimdi hepsi yalnız.Gaza gelmeyin.Aylak Adam'ı okurken Issız Adam filmi film şeridi gibi aktı gözümün önünden.Zaten uzun zamandır tartışılan bir konu.Özellikle kült kitapların yapılan filmleri olsa da bu kitabın filmi olduğu iddia edilen Issız Adam filmi hep bir iddia olarak kalmıştır.Telif haklarından olsa gerek.İşi biliyorsun çakal Çağannnn...Defalarca izlememe rağmen her izleyişimde keşke hiç izlemeseydim de hayatımın geri kalan döneminde obsesyona daha az tanıklık etseydim dediğim 2008 yapımı filmin meğer 1959 yılında kitabı yazılmış.Aylak Adam kitabı film oldu deselerdi,adı da Issız Adam oldu deselerdi 12 sene önce haberim olacaktı bu kitaptan. Tanıklık etmek istemediğim obsesyonlara bir bir şahit olduğum kitap Aylak-Issız Adam. Kitap,yalın ve sade bir dilden bir hayli uzak bir şekilde insan psikolojisinin labirentlerinde ince ince gezinen bir üslupla yazılmış.Bu üslubu biliyorum,bu üslupla Peyami SAFA'da (Server Bedi) tanıştım ve çok sevdim.Çağan Irmak'da bu üslubu çok sevmiş olmalı ki Issız Adam filmini izleyip Aylak Adam kitabını okuyan herkes istisnasız bu obsesyonları hatırlayıp ilk 20 sayfadan sonra aaaaaa Bay C. Issız Adamdaki Alper değil mi yea? diyecek.Ufak tefek sosyal farklılıklar var.Mesela Bay C. işsiz paralı bir aylak olmasına rağmen filmdeki Alper çalışkan bir Şeftir.Master Şef değildir ama şeftir :) Kitap filme göre cinsellikten biraz daha uzaktır ancak psikolojik olarak iki karakter de birebir aynıdır.Biri yazılı,diğeri görsel bir anlatımdır ve ikisi de muazzamdır.Bu psikolojik travmalara tanıklık etme cesaretiniz varsa
Edebiyat
Aylak AdamYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 201771,2bin okunma