“Master programları olmalı daha karmaşık konular için. Bir adam en az acıtarak nasıl terkedilir? Daha az sevdikçe daha çok seviyormuş gibi yapmamak nasıl becerilir? İnsan kendi varoluş enerjisini kaybettiğinde kendi gücüyle buluşmak için ne yapmalıdır? Kalbin tamirinde nelerden faydalanılabilir? gibi başlıkları olmalı akademik tezlerin. Kendini geliştirmeye meraklı olanlar, artk dil kurslarına, tenis kurslarına falan değil de başka türlü kurslara gitmeliler. Tartışma grupları kurulmalı, Rita Hayworth’ın o filmde, put the blame on mame şarkısını söylerken neden aniden striptiz yapmaya başladığını tartışmalı insanlar. Böyle bir ruh halinin Can Yücel’in Sidikli Kontes şiiriyle ilgisi olup olmadığını. Marlene Dietrich’in nasıl olup da diğer kadınlarda daha güzel görünebildiğini konuşmalı genç kadınlar; böylece belki güzel kadın olmaktan ziyade atmosfer mimarı bir kadın olmanın daha kıymetli olduğunu anlarlar. Humphrey Bogart’ın neden Casablanca’nın son sahnesinde Ingrid Bergman’la gitmediğini anlamalı insanlar ve bu kadar klas davranabilecek hale gelebilmek için ne yaralar kazındığını etine. Ya da Vesikalı Yarim filminde İzzet Günay ile Türkan Şoray’ın raflara beraber konserve dizdikleri sahnenin üzerine gidilmeli. Birbirinden çok başka iki insanın birbirlerine, konserveler bozuluncaya kadar beraber yaşama sözü vermesinin ne dehşet verici bir cesaret gerektirdiğini iyice anlamalı herkes. Bugün bir yerde bir çocuk ölüm-kalım savaşı verir gibi kesirleri ezberlemeye çalışıyor mutlaka. Onun korku dolu yüzünü, o yüzün yıllar sonra başına gelecekleri düşündükçe... İnsanlık artık yeni çocuklar, yeni hukuklar yapmalı.”
Sayfa 65·Kitabı okudu
Alıntı
Vaktiyle İngiltere'de Avusturya kökenli ünlü tarihçi Paul Wittek'in öğrencisi olan Ercüment Kuran'ın kuralı şuydu: "Master tezi 35 sayfadan fazla olmamalıydı." Hoca'ya göre Wittek, "Eğer bir öğrenci söyleyebileceklerini söyleyecek kabiliyete sahipse bunu 10 sayfada da 20 sayfada da söyler. Benim için makbul olan sözü dolandırmadan kısa, açık ve net söylemesidir. Eğer bunu beceremiyorsa ondan asla akademisyen olmaz." dermiş her zaman. Ercüment Hoca da bize, "Ne söyleyecekseniz 35 sayfada söyleyin, 36 sayfa olmaz." demişti.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
CHP’nin tasfiyesi:
1982'de NYU'da Dankwart Rustow'un Çağdaş Türk Siyasi Tarihi master seminerini almıştım. Profesör Rustow o tarihte epey yaşlı, ama Washington'da sözü dinlenen üç-beş Türkiye uzmanından biri. 12 Eylül Anayasasının şekillenip onaylandığı günler, tartışma mevzuları da haliyle Türkiye'de istikrarlı bir demokrasi nasıl olur etrafinda dönüyor. Döne dolaşa CHP masaya geliyor. Tarihte seçim kazanmamış ve belli ki hiç kazanmayacak bir partinin ana muhalefet olması Türk demokrasisinin en büyük sorunu: bunda herkes mutabık. Öbür taraf sırtüstü yatsa da seçimi kazanacak. Parti kapatsan, yasaklasan, bölsen de fark etmiyor. Böyle olunca Halk Partisini destekleyen kesimler umutsuzluğa kapılıyor, radikal çizgilere yöneliyor, eninde sonunda askerden medet umuyor. Halk Partisi askerden medet umunca ister istemez seçimi gene öbür taraf kazanıyor. Fasit daire. Çözüm nedir diye soru ortaya atıldı. O günlerde Ecevit partiyi terk etmiş, yerine isim diye Erdal İnönü'nün adı geçiyor. Yani partinin iflah olma ihtimali sıfır. Dolayısıyla, dendi, mantıki tek çözüm partinin tasfiyesidir. Rustow düşündü, kıvrandı, hak verir gibi oldu. Ama hızlı bir tasfiyenin risklerinin altını çizdi: tepki doğurur, Aleviler sahipsiz kalır, solda radikaller güçlenir. Belalı işler. Dolayısıyla ne yapılacaksa usulca, tedricen yapılmalı: as they say in Turkish, “yavash yavash”.
Sayfa 68 - Everest Yayınları, 3. Baskı, Mart 2018·Kitabı okudu
_Yaşama sanatı, en önemli sanattır. Yaşama sanatında insan, hem sanatçı hem de sanatının objesidir. Bu sanatta o, hem yontucu hem mermer; hem doktor hem de hastadır. _İnsanın yaşam amacı, kendi güçlerini, doğasının yasalarına uygun şekilde ortaya koyması olarak anlaşılmalıdır. Yaşamın doğası, kendi varoluşunu korumaktır. _Başka sanatlarda olduğu gibi, yaşama sanatında da insanın yetkin başarıya ulaşması insan bilime ilişkin bilgilerine, becerisine ve uygulamalarına bağlıdır. Ama insan, kuramlardan ancak belli bir etkinliği seçmiş olması ve belli bir ereğe ulaşmayı istemesi öncülüne dayanarak kurallar çıkarabilir. Biz, pekala insanların resimleri ya da köprüleri istemedikleri bir kültür düşleyebiliriz. Ama içinde, insanların yaşamayı istemedikleri bir kültür düşünülemez. Çünkü, yaşama itkisi her canlıda doğadan gelen bir itkidir ve insan, buna ilişkin ne düşünürse düşünsün yaşamayı istememezlik edemez. Etiğin temeli olan belitle öteki sanatların temeli olan belitler arasında bir ayrım vardır. İnsanın yaşama sanatının güçlüğüne ilişkin duygusunu yitirmiş olmasının nedeni, yaşama sanatında yüksek düzeyde uzmanlaşmış olması değildir. Çağımızda yaşama sürecinde egemen olan gerçek sevinç ve mutluluğun eksikliği, böyle bir açıklamayı apaçık bir şekilde geçersiz kılıyor. İnsana yaşamanın amacının (ya da eğer tanrıbilimsel bir terim kullanacak olursak, insanın kurtuluşunun) mutluluk olmayıp, çalışıp ödevini yerine getirmek ya da başarılı olmak olduğunu hissetmeyi öğretmiştir. Para, ün ve güç, insanın isteklendiricileri ve erekleri haline gelmiştir. _Eğer bir demiryolu kurmak istiyorsam onu fiziğin belli ilkelerine göre kurmam gerekir. Her sanatta yetkin sonuçlara ulaşmanın çeşitli yöntemleri olabilir ama kurallar, hiçbir zaman keyfi değildir. Tüm sanatlarda kuramsal bilime
Edebiyat & Roman
Zira oryantalizm, daha ziyade sübliminal, sofistike yöntemlerle İslam'a, Kur'an'a ve Hz. Peygamber'e dair bir yandan daha önceki imge ve imajları bilimsel kılıfla sunarken diğer yandan da yeni imajlar, kavramlar ve tipolojiler ortaya koymuştur. Bu bağlamda mesela masum izlenimi veren Kant bile “İnsanlığın en mükemmel hâli beyazlardır.” sözü ile bugün Batı merkezli “beyazın üstünlüğü” tarzındaki kültürel ırkçı bakışa zemin hazırlamıştır. Yine David Hume da “Zencilerin ve hatta diğer insan ırklarının doğal olarak beyazlardan altta olduğunu düşünüyorum.” diyebilmiştir. Batılı beyaz ırkın “üstün ırk (master race)” , “saf Aryan ırk”, “medeni ırk” olduğu yönündeki bu sözlerin, özellikle politik oryantalizmle politikalara dönüştürülerek Doğu'yu ve İslam dünyasını medenileştirme politikasında da öne çıkarıldığı görülmektedir. Zira Max Weber'den Elias'a “medenileşme süreci (civilizing process)”, akıl dışı güdülerin kontrol altına alınmasını ifade eder ki, bu anlamda modernleşmek medenileşmek anlamındadır. Barbarlar olarak görülen Batı dışı toplumlara yönelik sömürge siyasetinde bunun “medenileştirme misyonu” olarak böyle takdim edildiğini görüyoruz.
Sayfa 73·Kitabı okudu
1000Kitap
1982'de NYU'da Dankwart Rustow'un Çağdaş Türk Siyasi Tarihi master seminerini almıştım. Profesör Rustow o tarihte epey yaşlı, ama Washington'da sözü dinlenen üç-beş Türkiye uzmanından biri. 12 Eylül Anayasasının şekillenip onaylandığı günler, tartışma mevzuları da haliyle Türkiye'de istikrarlı bir demokrasi nasıl olur etrafında dönüyor. Döne dolaşa CHP masaya geliyor. Tarihte seçim kazanmamış ve belli ki hiç kazanmayacak bir partinin ana muhalefet olması Türk demokrasisinin en büyük sorunu: bunda herkes mutabık. Öbür taraf sırtüstü yatsa da seçimi kazanacak. Parti kapatsan, yasaklasan, bölsen de fark etmiyor. Böyle olunca Halk Partisini destekleyen kesimler umutsuzluğa kapılıyor, radikal çizgilere yöneliyor, eninde sonunda askerden medet umuyor. Halk Partisi askerden medet umunca ister istemez seçimi gene öbür taraf kazanıyor. Fasit daire.
Sayfa 70 - Liberus Kitap / I. AH, GENÇLİK / Komplo teorisi
Siyaset & Politika