Ben bu kitabı cok sevdim.
Su ara asiri fazla fantastik okudum ve araya bunu sıkıştırdigim o kadar iui oldu ki. Zaten 2 saatte okudum tek oturusta cok guzeldi be
Beni tanıyanlar bilir benim abla kardesli hikayelere zaten zaafim var. Kendimde iki kiz ablasiyim ve bunu o kadar cok seviyoeumki... Anne yarisi ithaminin teyzeden alinip ablaya verilmesi taraftariyimmda neysee.
Kitabimiz Maudie adinda bir kizin babasi öldükten, anneside onu kardesiyle birlikte yanliz birakmasindan sonra yasadiklarni anlatiyor. Maudienin kardesi özel bir birey, öğrenme güçlüğü cekiyor.
Kitabin bölümleri baya kisa. Hem Maudie hemde kardesi Jackin gözünden anlatılıyor. Cok tatli bit hikaye. Karakterleri olsun her ne kadar uzucu olsada konusu olsun asiri tatliydi. Benim favori kararkterim liv oldu. Liv kızımızın en yakin arkadaşı ve tahmin edebileceginiz en iyi arkadas olabilir. Her kosulda Maudie yi desteklemesi hatta bir alinti var O KADAR TATLI BIRISI KI.
Biraz daha olay örgüsünden bahsedeyim
Simdi bizim kizin annesi kacinca(bunada asagida degincem) Kizin teyzesi eve jacki ozel bakim merkezine birakiyor. VE MAUDIEDEN HABERSIZ. Kitapta en sinir olduğum kisiydi de her neyse.Maudie de bu konudan hic hosnut degil dogal olarak. Liv ile plan yapiyorlar ve bir sekilde jacki ordan alip otobüse biniyorlar. Liv gelemiyor ama her zaman maudie den haber alıyor haber veriyor. Biz bir sekil deniz kenari bir yere varıyoruz ve orda bize yardimci olan- yanlis hatirlamiyorsam- Brad adinda bir adam var. Onunda bir yeğeni var. Yeğeni Geren da baya yardimci oluyor. Ve Allahın işi bunlar asik oluyorlarr.Geren jacke o kadar iyi davraniyor ki. O yerleri kendiniz okuyun isterim o yüzden fazla bahsetmiyum.
-Maudie nin annesi
Ben kadina tamamen kizamiyorum çünkü düşününce oda hakli. Esini kaybetmis oglu ona zor zamanlar
Bir çocuk perspektifinin nahifliğiyle yazılmış olan romanı okurken de olaylara bir çocuk gibi bakmak gerekir. Bu konuda Scout Finch bize oldukça yardımcı oluyor. Okura kolayca geçen durumları bir çocuğun gözleriyle yorumluyor ve çocuk tepkileri veriyor. Roman içinde karakterlerin farkındalık zannettiği pek çok an oluyor ve adeta bir sonraki sahnelerle bu farkındalıklar sürekli kırılıyor.
Çocukluğun en güçlü terimi oyun'dur. Oyun esasen hayatımız boyunca devam eden bir süreç. Birisi cübbesini giyiyor ve avukat bey oluyor, bir diğeri copunu alıyor ve polis oluyor. Diğeri size iğne yapıyor ve ona hemşire diyoruz. Bizler de oyunda üzerimize düşen görevi üstleniyoruz ve oyunu bozmadığımız sürece ceza almıyoruz.
İnceleme içinde bazı spoiler kısımlar olabilir. Bu sebeple kitabı okuduktan sonra buraya dönmeniz daha sağlıklı olur.
Hikayemiz 1930'lar Amerika'sında güneyde geçiyor ancak bugün bile güneyde Amerikalılar benzer perspektiflere sahiptir (İkinci ağız ve dünya haberleri üzerinden bir fikir). Karakter karakter ele almaktansa tema tema ele almayı deneyeceğim. Dolayısıyla kronolojik atlamalar yapabilirim.
BÜLBÜL:
"Bülbüller bizi eğlendirmek için şarkı söylemek dışında bir şey yapmaz. İnsanların bahçelerindeki bitkileri yemezler, mısır ambarlarına yuvalanmazlar, tek yaptıkları iş bize içlerini dökmektir/şarkı söylemektir. İşte bu yüzden bülbülleri öldürmek günahtır."
Kitabın arka kapağında ve ilgili yerde yazan bülbül meselesi işte bu. Bülbül basitçe kendinde varoluştur ve masumiyeti temsil eder. Roman özelinde bunu iki karakterde cisimleştiriyoruz. İlki birinci kısmın çocuklar üzerinde durduğu Arthur Radley -çocukların deyimiyle Öcü Radley- ve ikincisi de kitabın ikinci kısmının ana ekseni olan Tom Robinson.
Öcü Radley basitçe çocukken yaptığı yaramazlıklar
Bir hafta gibi bir zaman diliminde okuduğum bu kitap bende kitabı sanki aylardır okuyormuşum hissiyatı bıraktı. Sanıyorum ki bu hissiyat, asıl anlatılmak istenen konunun çokça dışına çıkıp gereksiz ayrıntılarla okuru boğmasından kaynaklanıyor. Yani en azından bu benim için böyleydi.
Scout gibi heyecanlı, meraklı bir çocuğun bakış açısından bizlere yansıyan bu kitapta hoşuma giden detaylar da oldu elbette. O çocuksu hissin, merakın eleştirinin, yetişkinlerin hayatında mana bulamayışın izleri beni yetişkinlik hislerinden zaman zaman çıkardı ve biraz üzülmeme sebep oldu.
Kitabın benim için en can alıcı ve heyecan uyandıran 3 kısmı oldu;
1. Öcü Radley, çocukların buna dair hep merak, ilgi ve onu görmeye dair verdikleri çaba. (Ve şaşırtıcı Mutlu son)
2. Mahkeme süreci
3. -Kitabın sonuna doğru Scout'un jambon kıyafeti (:D) içindeyken yaşanan o boğuşma..
Bu üç kısım dışındaki tüm detaylar ne yazık ki kitaptan çıkıp boğazıma sarıldı sanki..
Bu arada Bayan Maudie gibi komşulara ihtiyacımız var. Hele ki bir çocuk için daha büyük bir gereksinim. Çocuklarla aralarında ilişki de bana keyif veren detaylardan biri oldu.
Kitapta asıl verilen mesaj ve Atticus'un kendi vicdanını rehber bilen tüm çabası takdire şayan. Ve fakat kitabın sayfalarının aralarına sıkıştırılmış ve zorla görünen parçalar gibi geri plana atıldığı için bu manzara kitaba dair beklentimi ne yazık ki karşılamadı.
...
Kucaklarında kediler, tavşanlar, ellerinde her adımda indirip kaldırdıkları kuş kafesleri...Kimse gözgöze gelmiyordu, özellikle cocuklar. Paylaşması çok ağır bir acıydı bu.
FIRTINA YAKLAŞIRKEN
PHIL EARLE
Eylül 1939.... Birleşik Krallık savaşın eşiğinde. Noah'ın babası da bu savaşa gitmek zorundaydı, cepheye gitmeden önce annesinin adını taşıyan Kraliçe Maudıe, teknenin adı buydu, Thames nehrinin kıyısında demirliydi, baba oğulun çok maceralarına tanıklık etmişti, pasları güneşin altında ısıldarken o da tanıktı, kendisine bir söz vermesini istedi babası Noah' tan annesine ve köpeği Wınn' e sahip çıkacaktı, Noah sonuna kadar bu söze sadık kaldı.
Savaş bir adım daha yaklaşmışken hükümetin aldığı karar resmi duyuruyla her yere ulaştı, güvenlik amaçlı çocuklar kırsala gönderilecek, evcil hayvanlar da uyutulacaktı. Veteriner kliniklerinin önünde uzayan kuyruklar, evcil hayvanın veda için üzüntüyle beklerken gözü kara Noah kararını vermişti. Kraliçe Maidue İle güvendiği arkadası ve köpekleriyle ismini duyduğu ve yıllardır hayvan deneyleri ve hayvan katlıamlarına karşı mücadele eden Düşesın malikanesi ulaşacaktı. Ve macera böyle başladı, Babasının teknesiyle ve tuhaf yolcularıyla bir gece yola çıktılar.
@philearle nin kaleminden okuduğum üçüncü kitap, her biri ayrı merak ve heyecanla ilerliyordu, gerilim dolu o kadar dengeli ki büyük küçük herkes okumalı bu kitabı. Cesaret, arkadaşlık, dostluk, aile bağları, sadakat temalarını işleyen bır kitap.
Selamlar canlar, Kasım ayının bana göre en yoğun haftasını kapatırken yakın zamanda okuduğum serimin ikincisi ile geldim..
Noah savaş patlak verdiğinde henüz 12 yaşındaydı. Babası, annesi ve köpeği Winn ile bir adada yaşıyordu. Babasının eski teknesi Kraliçe Maudie ile hayaller kuruyor yeni maceralara yelken açmayı iple çekiyordu. Şimdilik beklemek zorunda çünkü babası savaşa gidecekti.
Ve ona bir söz verir. O gelene kadar hem köpeğini hem de annesini koruyup kollaması gerektiği ve bir arada tutması gerektiğini biliyordur.
Fakat bir sabah annesi ona çocukları tahliye edeceklerini ve onları trenlere bindirip en azından savaş bitene kadar başka ailelerin yanında güvende duracaklarını söyler!
Noan’ın aklındaki en büyük sorun ise köpeği Winn’e ne olacağıdır? Tabi ki adadaki veterinere gidip uyutulması beklenmekteydi.. Bu gerçekle yüzleşmeye henüz hazır olmayan Noah, veterinerin önündeki kuyrukta en yakın arkadaşı Clem ve alman cinsi köpeği Frank’ı da görünce bir plan yapması gerektiğinin farkına varır!
Hem de sınıfında onlara zorbalık yapan koca Col ve hayvanı bir piton ile birlikte…
Hep beraber Noah’ın babasına ait eski bir pas yığını olan tekne ile açılırlar.. O anda tek görevleri tekneyi Düşes’e ulaştırmak hayvanları sağ salim teslim etmek, teknenin motorunu havaya uçurmamak ve yakalanmamaktı! Ehh tüm bunları başarıp, birde pitona yem olmadan günü kapatabilirse bu işi hakkıyla yapmış olacaktı!
Peki teknede sadece köpekleri ve piton mu vardı? Yoksa Noah daha bu yolculuğun başında yanına başka hayvanlarda almış mıydı?
Evden habersizde çıkıp giderken, her şeyi hesaplamadan Times Nehrine açılan Noah ve arkadaşlarını neler bekliyordu dersiniz?
Ahh Savaş! Sen çocuklara bile en olmayacak şeyleri yapmaya cesaret ettirmek zorunda bırakıyorsun..
Merhabalar
@philearle 'nin yazmış olduğu "Fırtına Yaklaşırken" kitabı ile karşınızdayım.
İkinci Dünya Savaşı'nın başladığı yıllar... Nazilerin İngiltere'ye hava saldırısı hazırlıkları başlamıştı, bunu duyan İngilizler çocukları güvenli bölgelere götürülüp orada bakılması talimatını verir ve evlerinde bulunan evcil hayvanlarında tahliye edilmesini, tahliye edilemiyorsa da uyutulması gerektiğini beyan eder.
Kitabımızın başkahramanı Noah, evlerinde bulunan köpekleri Winn ve annesine göz kulak olacağını babasına söyler ve ona söz verir. Noah çocukların tahliye edilip hayvanların uyutulacağını öğrendiği zaman buna şiddetle karşı çıkar hayvanların da bir yaşam hakkı olduğunu savunur ve bunun için bir şeyler yapmak ister.
En yakın arkadaşı Clem ile bir plan yaparlar ve hayvanlarını bir barınağa götürmek isterler, işte maceramız burada başlıyor. Noah babasının teknesi olan Kraliçe Maudie'yi alır ve bir yolculuğa, bir maceraya atılırlar.
Noah hayvanları kurtarabilecek mi?
Noah ve arkadaşı Clem'i bu yolculukta neler bekliyor?
Peki siz Noah'ın yerinde olsanız napardınız?
Beni oldukça etkileyen bir eserdi. Savaşın izlerini yer yer hissettiren bir eserdi. Noah ve arkadaşının macerası okunmaya değerdi. Eğer siz de bu tarz eserleri seviyorsanız sizlere tavsiye ederim
Peki siz bu eseri okudunuz mu?
@yediverenyayinlari
@bkmkitapcom
Gizem Nur TopalSerpil MeriçSeher Koyunlu
#kitap41 #fırtınayaklaşırken
#okudumbitti #kitap #kitapyorumları #kitaptavsiyesi #ikincidünyasavaşı #kitapkurdu #kitapfotoğrafları #bookworm #bookstagrammer #book #booksphoto #booksbooksbooks #booksofinstagram #bookstagram #booksphotography #bookslover #booklover #bookreview #read #readmorebooks #buseninokumaguncesi #reklam değil