• Sehpanın üzerinde biri açık iki kitap, elimde defter ve kalem. Yazacak gibi oluyorum. Gözlerim burçak tarlasının uçsuz bucaksızmış gibi uzanan sarılığına dalıyor. Manzaranın müptelası olmuşum.
    Erhan Genç
    İnsan ve Hayat
  • Eğitimci yazar Alişan Kapaklıkaya katıldığı bir programda kendi hayatından anlattığı bir kesitle dinleyenleri ağlattı.
    Program moderatörünün 'Bir pantolon hikayeniz varmış, bizimle paylaş mısınız?' demesi üzerine, Kapaklıkaya tüm seyirci ve izleyicileri yasa boğdu. Çocuk yaşta kardeşini kaybeden Kapaklıkaya kızının da şu sıralar kanser tedavisi gördüğünü belirtti. Ailelerden ise çocuklarına sevgilerini göstermelerini istedi. İşte o pantolon hikayesi:

    Bizim çocukluğumuzda var yoktu yok vardı. Ne istersek yok. Kıtlık döneminde büyümüşüz anne babamız. Bizde onların kıtlıklarını yaşadığı döneme denk geldik.

    Ne istersek yok, pantolon al diyorum mesela, yok diyor. Oyuncak al, kendin yap diyor. Çamurdan oyuncaklarımı yaptım. Babamın iç cebini çıkarıp içine yün doldurup top yaptım. Onunla oynadım. Kız kardeşim bebeklerini kendi dikti. Onun için bir şeyin kıymetini bilmek bizim neslimizde var.

    Bir gün babam dedi ki, “size pantolon getiriyim mi?” Biz 3 kardeş elimizi çenemize dayadık hayal kurmaya başladık. Muhtarın oğlunun giyindiğinden bizde pantolon giyeceğiz. Ben ilkokul 3e gidiyorum. Kardeşim bire gidiyor. Diğerimde 6 yaşında. O kadar hayal kuruyoruz ki…

    BİZİM ÜMİDİMİZ O MİNİBÜS

    Elektrik yok televizyon yok dünyayı tanımıyoruz. Kardeşim Annem, babaannemin çiçekli donunu bozuyor bize pantolon yapıyor. Kardeşim dedi ki senin pantolonun ne renk olur? Dedim siyah keşke benim ki mavi olsa. Niye, dedim. “Siz çiçekli donla okula gidiyorsunuz ya ben pantolonla gideceğim diye hava attı. Durdu babam şehirli ayakkabısı da alır mı” dedi. Ben de kara lastik alır dedim.

    Neyse minibüs göründü bir toz kalkıyor, bizim ümidimiz o, beklentimiz o. babam paketleri açıyor bana bir kara pantolon kara önlük beyaz yaka birde siyah lastik. Diğer kardeşime de aynı bana aldıklarından almış.

    O hevesle bekleyen bize hava atacak olan Rafet paketleri karıştırdı açtı baktı yok! Babama döndü umutla baktı “hani bana”? Dedi.

    Babam,“oğlum bir daha gidişte alacam sana” dedi.

    Kardeşim ağlaya ağlaya çıktı odadan. Babamın gözlerinden yaş süzüldü. Akşam sofrada hiçbirimiz konuşamıyoruz sadece kardeşimin sesi geliyor. İçli içli ağlayan bir çocuk sesi.

    Ben sabah okula gittim, geldiğimde kardeşim "ay ne güzel yakışmış bir kere giyebilir miyim?" dedi. Bende “olmaz toz edersin ”dedim. İkinci gün yalvardı vermedim üçüncü gün de vermedim. Dördüncü gün bana “sana çok güzel yakışıyor ayağında da ayakkabı çok güzel duruyor belki bana da yakışır” dedi.

    “Uzun gelir” dedim, “ucunu kıvırırım” dedi. “Toz edersin” dedim, “kilimin üstünde giyeceğim” dedi. Aynanın karşında bir kere bakayım dedi.

    “Yarın cuma okuldan gelince 5 dakika giyeceksin toz etmeyeceksin” dedim. Gece yatağa 4 kardeş uzandık beni dürttü ve dedi ki ”caymadın demi? “Ben uyuyamıyorum yarın pantolon giyeceğim” dedi.

    Sabah okula giderken oda kalktı, “bugün erken gel tamam mı, ben seni kapının eşiğinde bekliyorum” dedi. Okula gittim 3. ders saati geldi, kapı açıldı müdür öğretmene bir şey söyledi söylediği şeyden olsa gerek rengi attı öğretmenin.

    Bana, “Alişan yavrum eve gider misin? Baban seni bekliyormuş” dedi. Kendi kendime kardeşim babamı ayarttı pantolonu giymek için beni okuldan çağırttırıyor diyorum.

    Okuldan çıktım köylülerde bizim eve gidiyor. Sokağın başına geldim kardeşim kapının başında bekleyecekti ya yoktu. Avluya bir girdim bütün köy bizim avluda annem kendini yerden yere atıyor.

    “Rafet’i verin bana, yavrumu verin, yaralı kuzumu verin.”

    Meğer yaşlı bir amca yeni aldığı traktörle, bizim kapının önünden geçerken kardeşimi görmemiş ve kardeşim traktörün altında kalıp can vermiş. Ben kardeşime pantolon giydireceğim gün kardeşim öldü.

    BABAM SEVGİYİ ALAMADIĞI İÇİN BİZE VERMEYİ BİLEMEDİ

    Babam sevgiyi alamadığı için bize vermeyi bilemedi. Seviyordu gösteremiyordu. Bizi kucaklayamadı, bağrına basamadı. Sevginizi gösterin sevdiklerinize. O gün ne oldu biliyor musunuz?

    Cenaze yıkandı babam kefene koyarken ben alacam dedi. Kardeşimi kucağına aldı ve dedi ki “Rafet ben seni mezara değil pazara götürüp pantolon alacaktım oğlum, kalk seninle pazara gidelim” dedi.

    Keşke sağken söyleseydi. Bizim, o sevgiyi duymak için çok bekledik ama duyamadığımız bir ortamda babam kardeşimin duymayacağı bir zamanda bağırarak feryat ediyordu. Bugün çocuklar bizde bulamadığını cep telefonda arıyor çünkü başka arayışlara giriyor.

    Çocuklarımızın köşe başlarında kötü yollara düşürmek için bekleyen insanlar, anne babalarından daha güler yüzlü davranıyorlar? Ben ülkemi, ailemi, eşimi, çocuklarımı seviyorum.

    Her yıl konferanslara giderim kızım bu yıl kansere yakalandı diye artık gitmiyorum. Yanındayım ve sağken onu sevdiğimi söylüyorum.
  • Ona hergün ratlardım kuyruğun bir ucunda 
    Bir minibüs parası sımsıkı avucunda 
    Uykusuna doymamış kırpışan gözleriyle 
    Anlarsa baktığımı başı inerdi öne 
    Bildiğim kadarıyla ölmüş anne-babası 
    Okulundan koparıp işe koymuş ablası 
    Ne rüyalar görürdü kim bilir yol boyunca 
    Hep gülümserdi yüzü ansızın uyanınca 
    Bir minik kız çocuğu saçları darmadağın 
    Yollarda yalın ayak üşürüşür üşür elleri 
    Meraklandım bir kaç gün durakta görmeyince 

    Tanıyanlar söyledi inanmadım ilk önce 
    Dalmış bir gün rüyaya mavi önlük içinde 
    Fabrika değil sanki bir okul bahçesinde 
    İşte o an dişliler kapmış iki elini 
    Böyle ödemiş yavrum rüyanın bedelini 
    Tebessüm donup kalmış ağzının kenarında 
    Soluvermiş minik kız henüz ilk baharında 
    Bir minik kız çocuğu bir minik kuş yüreği 
    Ölümün kucağında üşür üşür üşür elleri.
  • 112 syf.
    ·Beğendi·10/10
    UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

    "Tuco Herrera , kendisini jandarma karakoluna götürüp gözaltına alacakları o uğursuz Pazartesi gününün sabahında , iki gün önce Mersin' den Adana' ya aile dostunun düğünlerine giden ailesini karşılamak için kalkamamıştı .. Esasen hiç yatmamıştı!! Bu yüzden ne litrelerce kırmızı tuborglarla dolu güğümlerin çevresinde koştururken , ne kajularla dolu havuzlara dalıp çıkarken , ne de bir yanı soğuk su diğer yanı rakı akan ve birbirine hiç karışmayan o mucizevi bal ırmakları kıvamındaki akarsu yataklarında kadehlerini doldururken de görememişti kendisini rüyasında... Neler olduğunu dahi anlayamadan mavi bir jandarma minibüsünde buldu kendini ...Dört jandarma eri ve en önde oturan araç komutanı başçavuş ile " TEZGAHIN" içinde yer alan tüm arkadaşları idi tüm görüp görebildikleri.. Bir de pimapen bir tabure , bir adet ingiliz anahtarı ve bir salkım üzüm .."

    Kafanız mı karıştı? Gelin en başa alalım =)) O günlere uzanalım .. Ve en baştan anlaşalım .. Bu bir Tuco Herrera gezi gözlem kolu incelemesidir .. Bol miktarda HURAFE , inanılmaz bir insanlıktan çıkmışlık , trajikomik olaylar ve yuh artık dedirtecek ölümüne işsizlik aroması ihtiva etmektedir ..

    '99 yazı .. Yaş 18.. Mersin' de Silifke yakınlarında sessiz sakin bir yazlık muhitindeyim.. Günler belli bir yerden sonra yazlıkta sinir zorladığı için olur olmaz herşeyden kendimize eğlence çıkardığımız dönemler.. Muz kabuğundan atom bombası yapıp neşeye koşuyor değiliz pek tabii .. Nedir kendimize meşgale olarak edindiklerimiz ? Sitenin bekçisinin Kadir ismindeki parmak çocuğuna, onun SADDAM adını verdiğim ve bize sürekli terlikler fırlatan annesine, ayrıca bir kaç küçük çocuğa daha salça olmaktayız .. Gece gündüz nerde görürsek korkutuyor ya da uğraşıyoruz .. Misal sitede malatyalılar olarak bilinen ailenin Memoş isimli minnak bir oğlu var .. Paytak paytak yürüyor .. Ne zaman görsek burnunda akan sümükleriyle gezen malatya aksanıyla ve "r" leri "y" sesiyle seslendiren , gözü yaşlı dolanan bu 5 yaşındaki inanılmaz tatlı çocuğun, aynı apartmanda oturan komşuları kurmay albayın yaşıtı olan kızına abayı yaktığını öğrenmişiz.. Durmaksızın kızı öpmesi ,çıkma teklif etmesi, ona açılması konusunda telkinlerde bulunup çocuğu kızın üzerine sürüyoruz.. Yüreklendiriyoruz .. Sevgiden yanayız anlayacağınız .. Niyetimiz kötü değil =)) Velhasılkelam kalbi sevgi dolu bu minik aşk neferi hijyenden kotaramadığı için her daim tokat yiyip yanımıza dönüyor .. Ona dondurma , kola ısmarlıyor tekrar güvenini kazanıyoruz kendine olan güvenini de refresh ederek..Biliyoruz ki kaybolan güven bir dahaki sefer dondurma ve abur cuburla tekrar geri gelmez .. İşsizlik ve eğlence döngüsünün sürmesinin bedeli, dostmuş gibi görünen ellerle gelen rüşvet.. (Kadir' e yaptıklarımızı anlatmayacağım ... Sadece şu kadarını bilin ki kışın biz sitede yokken Tuco ismini duyan bu çocuk ağlamaya başlıyordu...HATTA TELEFONDA SESİMİ DUYDUĞUNDA DAHİ!! )Onu buna , bunu da ona düşürüp birayı da katık edip gündüzlerimizi geçirmekteyiz gülerek.. Üçüncü çoğul şahısla konuşuyorum çünkü 3 kişiyiz .. Kendi kafa dengim olan 2 metalci daha bulmuşum ..Tam bir KÖTÜLÜKLER KUMPANYASI, MOSKOVA DEVLET SİRKİNİN KÖTÜLÜK SAÇAN VERSİYONU OLMUŞUZ.. Yüz göz eğme !! Yazlık yerde büyük nimet kafa dengini bulmak!! Hele de metal dinliyorsan.. Keyfim gıcır anlayacağınız .. Gündüzler bu şekilde geçiyor ama peki ya geceler ? Geceleri şekillenen eğlence sektörü, siteyle hiç alakası olmayan ve bizleri hiç tanımayan kiracıların ,ağımıza düşen çocukları etrafında gelişiyor .. Daha doğrusu CİN ÇAĞIRMA SEANSLARINDA..İşte cehenneme giden yolun taşlarını bu şekilde sermekteyiz kendi ellerimizle o günlerde =)) Kitabımızın incelemesine konu olan olaylar silsilesi de işte bu gece kısmında start almakta.. Olanları anlatmadan önce az da kitabımızdan bahsedeyim .. Az diyorum zira spoilerdan yana değilim bildiğiniz üzere...

    Kırmızı Pazartesi ' yi okuduğunuz da göreceksiniz ki ortada gerçekten yaşanmış bir cinayet vakası var.. Kurbanımızın ismi Santiago Nasar..Bu arada bu cinayetin işleneceğini herkes bilmekte .. Cinayetin tanığı olan tüm bu şahıslar ama öyle ama böyle bu işin bilincindeler.. Hatta cinayet işlendikten sonra bu bilinçli vatandaşlar olayı soruşturmak adına bölgeye gelmiş savcıya koşa koşa gidip ifade veriyorlar .. Yalnız bir kötü şans ve tesadüfler zinciri de olaya dahil ..Bunun yanı sıra olayın yaşandığı Kolombiya ' nın katolik nüfusunun çoğunlukta olduğu bu yörede pek tabii insan ilişkileri , örf ve adetler ve dini kurallar çok çok daha baskın ve farklı .. Din ile şekillenip ,yüzyıllarca bu insanlara yön veren namus kavramı ve sonrasında olanlar okuyacaklarınız .. Gabriel amca bu kısa romanıyla beraber hem toplum içindeki bireylerin sosyokültürel ilişkilerini hem de o toplumda yaşayan kadınların toplumdaki yerini sunuyor size satırlarında .. Benim size anlatacaklarımın burda yazılanlarla kesişim kümesine düşen konu başlıkları ise şunlar .. Bu olayın er geç gerçekleşeceğini "hepimizin bilmesi" ama olayların bu boyuta varacağını hiçbirimizin kestirememesi .. "Dini ve örfi kuralların hayatımızdaki rolü" ve bugün dahi anlayamadığımız bir "tesadüfler zincirinin" içine düşmüş olmamız .. Ha bir de Santiago Nasar rolünü istemsizce üstüne alan bizden iki yaş küçük Urfalı gencin kendince "ölümden" dönüşü..

    Eveeeeet !! Hazırsanız kaldığımız yerden devam edelim .. Geceleri türlü nedenlerle CİN ÇAĞIRMA RİTÜELLERİNE dahil ettiğimiz bu insanlara uygulanan adımlar nelerdi ? Birincisi onu bu işin tehlikelerine karşı uyarıp merakını cezbedeceksin .. Ağzına bir parmak balı çaldıktan sonra sebat edeceksin ..Sabırlı olacaksın ki o gelsin katılmak istesin... Gel katıl bize dersen korkutup kaçırırsın .. Korkarak katıldıysa zaten elinin içindedir .. Hemen bir karton kutuyu yırtıp cadı tahtası hazılamalısın .. Ciddi olmalı , kendini tutamayıp gülen olursa onu hemen esas TEZGAHIN döneceği birinci ekipten çıkarmalısın .. Bu arada bu ekiplerden de bahsedeyim size .. Birinci ekip ÇAĞIRANLAR =)) İkinci ve üçüncü ekip ise ÇAĞIRILANLAR .. Yani makyaj yapıp olaya doğa üstü süs veren ekipler.. Nedir bunların görevi ? Kapalı bir ortamda çağırdığın ruhu "ortama entegre etmek"!!! =)) Biz misal sitenin ta en dibinde yeralan ve sahanın ışıkları da dahil tüm ışıkların kapatılabildiği diskoda kuruyoruz tezgahımızı ..Bu arkadaşların görevlerinden biri, "Eeeey bilmem kimin ruhu geldiysen bir işaret ver !" sözüne mütakip diskonun içine taş toprak yağdırmak .. Yere öncesinde yanıcı madde döküldüyse onu ateşe vermek. falan fistan. Tüm gidişat 3 aşağı 5 yukarı bellidir .. Bu olanlar girizgahtır .. Korku pompalamaktır amaç herşeyden habersiz şahısa .. Çünkü korktukça kontrolünü kaybeder .. Bu arada biri sözde korkar ve cadı tahtasının üstündeki fincanı eliyle savurup kırar.. Sonrasında çağırılan ruh , cin her ne ise sözde SERBEST KALIR =)) Olanlar bundan sonra başlar .. Kartopu gibi büyüyen korku çığına sebep herkes kendini dışarı atar .. Ama biri vardır ki onun içine artık kötü ruh girmiştir.. Dışarı çıkar çıkmaz kurban hariç herkesi tokatlayıp dövmeye başlar .. Kurban artık aklını kaçırmıştır ama karanlıkta eve gidemez .. Evi başına yıkılan depremzedeler gibi çöreklenir yanınıza .. Göz ucuyla takip eder hatta onu da teselli edersiniz korkmaması için .. Lakin fitil ateşlendiği için siz de takdir edersiniz ki bu mümkün değildir !! Siz kurbanı teselli ederken yerde yatan arkadaşınıza çaktırmadan verilen "DÜŞ" macununa sebep artık köpükler ve nöbetler de devreye girer.. Bu dakikadan sonra kurban kaçacak korkusunu üzerinizden atmalısınız .. İşte bu özgüvene sebep , yerde yüzünü yıkadığınız arkadaşınız kalkar ve kurbana saldırmaya kalkar .. Araya girip savunmaya geçilir .. 2 - 3 tokat ve yumruk yenir ..Bu arada 2. ve 3. ekip karanlıktan istifade diskoya 30 40 metre uzaktaki gazinoya yerleşmişlerdir .. Hemen yardıma gelmeleri için o ekipten birine haber verilir .. Kollardan bacaklardan tutularak gazinoya taşınır .. 2 masa birleştirilir üstüne yatırılır .. Tüm bunlar olduğunda takribi olarak gece saat bir buçuk iki olduğundan ortalıkta harbi in cin top oynamaktadır .. Daha sonrasında bir kaç numarayla burda da olaylar ilmek ilmek işlenir ve sitenin dışına doğru gidilir .. Amaç arkadaşınız fenalaşırsa onu yoldan geçecek bir arabaya bindirmektir .. VEEEEE EN GÜZEL KISIM !!! Tüm bunlar olurken biri kurbana abdestinin olup olmadığını sorar .. Muhakkak ki yoktur .. Varsa da zaten bu korkuyla bozulmuştur =)) Kurban duşların orada elini ayağını yıkayıp abdest alır .. Ora olmazsa küçükler havuzuna sokulur falan ... Fantazide sınır yok !! Daha önceki tecrübelerime ve gördüklerime dayanarak söylüyorum ki o duşların altına elbiseleriyle girenleri gördü bu gözler .. Bu sırada gazinoda kalan 2. ve 3. timden bir kısım apartman çatılarına çıkıp aşağı taş falan atar ..Ben bu kısımda kurban şöyledir böyledir demek istemiyorum =))) Varın gelin siz hesap edin o korkuyu =)) Esas ekipten biri yağan taşa sebep eve gideyim geleyim de birilerini çağıralım diyerek ayrılır ..

    İŞTE O GECE SAAT 4 CİVARINDA EVE ÇIKMA GÖREVİNİ ÜSTLENEN O KİŞİ BENDİM !! Olanların bu kısmından sonrası tamamen bir fecaat =))

    Çıktım eve .. Gülmekten süblimleşmişim .. Bizim çatıya çıkan ekipte hemen bizim eve geldi .. Evde kimse yok bizimkiler düğüne gitmiş zaten ... Sabahına gelecekler ama meydan şimdilik bize kalmış .. Kakara kikiri!! Bir bira açtım mutfağa gidip .. Yalnız o sırada elektrikler gitti .. Bu kez bir anlık "sanırım hakkaten geldiler" moduna girdiysekte olaya ışıldakla müdahale ettim hemen ..Zaten kesintilere yazlık yerde alışığız.. Tam bu sırada arka yolda bir bağırış çağırış koptu.. Hiçbirimizin aklına dahi getiremeyeceği birşey olmuştu o sırada .. Bizim ekip, biz inip bir bakalım diyip indiler aşağı .. Ben de biramı bitirip inerim diyip kaldım yukarda .. Meğerse bu sırada aşağıda bizim içine cin kaçmış eleman olayı doğaçlamaya vuruyor .. Alıyor bir eline oturduğu pimapen tabureyi , diğerine de sitenin girişindeki müracaatta duran ingiliz anahtarını .. Bunlar başlıyorlar kovalamacaya .. Benim biramı içerken arka yoldan gelen sesler işte bu sesler .. Bizimki arkada , kurban önde derken soteye yatmış jandarma GEEEEEEL diyor bunlara .. Çocuğun kalbi delikmiş .. İşte bizim hiç bilmediğimiz bir etken!! Jandarma arabasının dibine gidiyor . " CANA KASIT VAR ! BUNLAR BENİ ÖLDÜRMEK İSTİYORLAR " diyip korkudan kısa bir baygınlık geçirince ,bizim eleman da elinde ingiliz anahtarıyla götüm götüm siteye kaçınca jandarma başlıyor bunu kovalamaya ..Çocuğu yaraladı sanıyorlar.. Jandarma minibüsü o sırada karanlıkta sahilden dönenlere , yoldan gecenlere kimlik falan sorarmış .. Minibüs işbu sebebten dolayı hareket etmediği için bizimkiler de mevzuya uyanamıyorlar .. Dolayısıyla çatıdaki ekip , bizim kaçan cinci elemanın arkasından gelen jandarmaları TEZGAHA ALDIĞIMIZ KURBAN SANARAK ( KALBİM AĞRIYORRRRR DÜŞÜNÜRKEN BİLE!!!!!)) başlıyorlar mı TAŞLAMAYA ?!?!?! JANDARMA SİLAHIN AĞZINA MERMİYİ VERİYOR MU BİR GÜZEL ?!?! Tabii ben bunları karakola giderken yolda öğrenebildim .. Zili çaldıklarında elimde bir tas içinde bir salkım üzümle karşımda jandarma erlerini görünce kalakaldım MAHMUT HOCA diyerek .. O üzümler neyin nesi dersen .. SÖZDE okunmuş üzümdü onlar.. Bizimkine yedirip ayıltacaktık =))) Elimde üzümlerle indim aşağı .. Dalından armut toplar gibi topladılar bizim ekibi evlerden ..Tıktılar minibüse .. Haydi buyur burdan yak .. Ne denir şimdi sorsalar bize diye düşünürken yarı yolda bahsettiğim kurmay albay aldı bizi askeri kimliğini göstererek .. Jandarma bizi alınca uyandırmış sitedekilerden biri ..
  • 211 syf.
    ·1 günde·7/10
    Mustafa Kutlu okumayalı uzun zaman olmuş. Nihan Kaya imza gününde birisi ona Mustafa Kutlu'dan bahsetti hangi kitabından bilmiyorum artık o da ben Mavi Kuş'u biliyorum dedi. Ordan düştü aklıma yeniden. Birkaç gün sonra okulun kütüphanesine şöyle bir göz atayım dedim pek de ilgimi çekmeyen kitaplar arasında bir baktım Mavi Kuş, aldım hemen. Bir kütüphaneden kitap almayalı da yıllar olmuştur. Bütün bunlar olurken kitap hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Dün sabah Giresun için yola koyulurken kitabı çantama attım ve yolda okumaya başladım. Meğer mavi kuş bir otobüs imiş. Üzerinde beyaz bir kuş resmi olan mavi renkli bir otobüs. Şebinkarahisara gidiyorum, Kenanlara, otobüsün şoförü Deli Kenan. Yolculardan Beşir ağa dedelerinin hikayesini anlatıyor 'Eskiden. Bunlar ta giresuna kadar gider,oradan mal yükler Diyarbakır 'a ..'diye devam ediyor. Diyarbakır yıllarıma gidiyorum Giresun yolunda. Giresun yolculuğu bitiyor Şebinkarahisar yolculuğu başlıyor. Döne döne bir tırmanıyoruz bir iniyor bir çıkıyoruz halim harap ve artık kitabı okumayı bırakıyorum. Şimdi son yüz sayfayı okurken diyorum ki belki bu kadar hikaye barındırmıyor içinde( Neşe ve Murat öğretmen, Arkeolog Gül ve mühendis Kemal, Doktor Yahya, hasta kadın ve kocası, John ve Elizabeth, Avcı Bilal ve köpeği, Muavin Seyfi, kaçak yolcu çocuk Erol, Kuyumcu Nazım, esansçı ve köylü adam ve hikayeleri) ve belki o minibüs bir mavi kuş değil ama benim için mavi kuş yolculuğu kadar meşakkatli ve unutulmaz bir yolculuktu. Her yolculuk bir hikaye barındırıyor,bir şekilde bir iz bırakıyor o an farkında olmasakta; yolun sonunda kitapta olduğu gibi 'Stop' diyerek bir film setinde olduğumuzu bize gösteren Kutlu'ya selam verip yolculuk filmimizi başa sarmalıyız belki de. Aynalar, sırlar, hakikatler,hikayeler derken meçhule adım attıran o soru 'Ne yaptık biz?'